YÜZLER

Tarzan’ın son Jane’i: Margot Robbie

2015'i üç filmle kapattı, 2016'da bir o kadar filmi daha var. Margot Robbıe bu ay karşımıza son model Tarzan’ın Jane’i olarak çıkıyor. Ormanlar kralı rolünde Alexander Skarsgård, kötü adam Christoph Waltz, ayrıca Samuel L. Jackson ve Djimon Hounsou’nun oyunculuklarıyla parladığı ‘Tarzan Efsanesi’nin güzel kadını Robbie, yönetmen David Yates’in yarattığı büyülü ortamı, Lingalaca konuşma deneyimini ve filme dair tüm detayları anlatıyor.

Yükselen yıldız
Leonardo DiCaprio'nun başrolünde olduğu 2014 yapımı 'Para Avcısı' filmiyle adını duyuran 25 yaşındaki Robbie, Avustralya'nın sinema dünyasına son hediyesi.

 

Jane rolü size teklif edildiğinde aklınızdan neler geçti?
İlk başta, acılar içindeki bir genç kızı oynamaya hiç ilgi duymadım. Ama ekibim, “Hayır, bunu oku. Bu bambaşka bir iş” dedi. Okuyunca, gerçekten de çok iyi buldum. Hikâyeyi ve onun verdiği macera duygusunu sevdim. Destansıydı, sanki delicesine sevdiğim tüm filmlerin karışımıydı. Oynadığım karakter, film boyunca esir edilse de çok cüretkâr ve bağımsız. Bu da role dair en sevdiğim özelliklerden biri.

Jane’in, Alexander Skarsgård’ın canlandırdığı John Clayton/ Tarzan ile bağı hakkında ne söylemek istersiniz?
Filmin yönetmeni David Yates ile konuştuğumuz ilk şey, bunun epik bir aşk hikâyesi olmasıydı. Bu iki karakter delice birbirlerine âşık. Öyle ki, bir arada değillerken onları yeniden birleştirmek için uğraşıyorsunuz. Bu ilişkiyi Alexander Skarsgård gibi biriyle oynadığım için çok şanslıyım; o dünyanın en sevimli insanı.

Alexander ile geliştirdiğiniz bu ilişki ve onun böyle ikonik bir karaktere getirdikleri hakkında ne söylemek istersiniz?
Alexander çok iyi bir aktör ve çok iyi bir insan. Onunla çalışmak muhteşemdi. Hemen uyumu yakaladık. Bana en ilginç gelen, Alexander’ın Tarzan’ı oynarken kendisini baskın karakterde bir erkek gibi hissetmemesi oldu. Aktör olarak çok verici. Kimseye hükmetmek gibi bir derdi yok. Ama tamamen kendiyle de meşgul değil. Bütün bu özellikler, canlandırdığımız karakterler arasında çok gerçek bir ilişki yaratmamız için harika bir ortam yarattı. Bu, sahici bir aşk hikâyesi. Bu, senaryoda vardı, biz eklemedik. Yönetmen de, biz de buna odaklanmak istedik. Bunun için gereken tüm dikkati verdik. Sonuç doğal şekilde böyle oldu.

 

Yeni nesil Tarzan-Jane
Genç aktris, 'True Blood' dizisinden tanıdığımız Alexander Skarsgård ile uyumlu bir Tarzan Jane imajı çiziyor.

 

Hikâye başladığında, John ve Jane evliler. İngiltere’deki hayatları, Kongo’da öğrendiklerinden çok farklı. Onlar için Afrika’ya tekrar seyahat etmek ne anlama geliyordu?
Victoria İngiltere’si, Jane'e son derece yabancı. Mutlu değil. Kongo’da büyümüş ve oradaki hayat onun için 19’uncu yüzyıl Londra’sından çok daha uygun. O nedenle ilk fırsatta eve dönmeyi çok istiyor. John’un buna tepkisi, Jane’i Londra’da tutmak olunca kendini kaybediyor. Ama savaşı kazanıyor ve nihayet eve döndüklerinde sevinçten çıldırıyor. Daha sonra, tabii ki her şey değişiyor. John’dan hızla uzaklaşıyor, ama artık evinde olması tehlike karşısında sakin kalmasını sağlıyor. Çok becerikli bir kadın.

“CHRISTOPH WALTZ HARİKA BİR ROL ARKADAŞI”
Filmin inanılmaz bir oyuncu kadrosu var. Samuel L. Jackson (George Washington Williams), Christoph Waltz (Leon Rom) ve Djimon Hounsou (Şef Mbonga) gibi aktörlerle çalışmak nasıldı?
Harikaydı. Bu kadroyla çalışmak benim için projenin en heyecan verici parçalarındandı. Muhtemelen Christoph’la (Waltz) herkesle geçirdiğimden daha çok zaman geçirdim. Çünkü Jane, Rom’un esiri. Bu arada Rom bir tehdit ama Jane çok cesur. Ve ilginç bir şekilde Rom’dan korktuğundan daha çok onu merak ediyor. Ben bu sahneleri onunla oynamaktan çok keyif aldım. Jane, Tarzan’ın ne yapacağını biliyor ve Rom’u sadece “O geliyor” diye uyarıyor. Christoph, bu tip sahneler için harika bir rol arkadaşı. Gerçekte ise çok sevimli, onun etrafında olmak şahaneydi.
Sam’in (Samuel L. Jackson) canlandırdığı karakterle daha fazla sahnem olsun isterdim. Onunla iki Amerikalıyı oynadık ve ortak sahnelerde hemen şakalaşmaya başladık. Rolünde çok iyiydi. Büründüğü karaktere gerçekten çok şey katıyor. Onunla eğlenceli bir ilişki kurmak güzeldi.
Djimon’la (Hounsou) birlikte rol aldığım hiçbir sahne yoktu. Ama olağanüstü bir oyuncu olduğunu biliyorum. Öyle ki, performansını izlerken heyecandan haykırdım. “Tanrım, bu kadar kısa süre ekranda olmasına rağmen beni ağlatabildi” diye düşündüm.

 

"Dört çocuk sahibi olmak istiyorum"
İngiliz yönetmen Tom Ackerley ile üç yıldır birlikte olan Robbie'nin hayali geniş bir aile.

 

Film çekilirken sizi en çok zorlayan ne oldu?
Lingalaca (Kongo’da konuşulan yerel bir dil) konuşmakta çok zorlandım. Sadece Lingalaca konuştuğum bir sahne var. Orada, bir sözü bir türlü söyleyemedim. Sinirlerimiz bozuldu. Ben bir türlü Lingalaca konuşamayınca herkes kahkahalara boğuldu. Çok eğlenceliydi.

Yönetmen David Yates ile çalışmak nasıldı?
Bu işin benim için en olağanüstü tarafı set ortamıydı. Leavesden Stüdyoları’nı Kongo’ya benzetmeleri çılgıncaydı. Şehirler, içinde koşulacak büyüklükte ormanlar, şelaleler ve yağmur makineleri yardımıyla muson yağmurları yarattılar. Böyle bir şeye daha önce tanık olmamıştım. Şekerci dükkânında çocuk gibiydim. Bu tür bir çevreyi teslim edeceğiniz, güveneceğiniz kişi David Yates olmalı. Daha önce Harry Potter filmlerinde yaptığı gibi bu filmde de bunu başardı. Yarattığı dünya büyülü bir his veriyordu ama yine de saf, gerçek ve sıcak bir ortamdı. Bunu onun yaptığı gibi başarabilecek başka bir yönetmen tanımıyorum.



 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı KASIM 2016

Çağdaş sanatın beklenen anı: Contemporary İstanbul

Contemporary İstanbul 11’inci kez sanatseverlerle buluşuyor. Fuar, 3-6 Kasım tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ve İstanbul Kongre Merkezi’nde ziyarete açık olacak. Bu yıl 19 ülkeden 70 galeri ve 520 sanatçının toplam bin 50 eserle katılacağı Contemporary İstanbul, MOMART’ın raporuna göre katılımcı sayısı en çok artış gösteren fuar olma özelliğini taşıyor. Yalnız Türkiye’de değil, dünyada da büyük merakla takip edilen Contemporary İstanbul 2016’nın çarpıcı işlerinden bazılarını sizler için derledik.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Çantada türk tasarımı

Özgün modelleri, dünya standartlarındaki kaliteleriyle Türk tasarımcıların ellerinden çıkma çantalar giderek yükseliyor. Aralarında Milano’nun dünyaca ünlü mağazası La Rinascente’nin vitrinini süsleyen de var, ABD'de keşfedilen de. Çoğu, geleneksel Türk deri işçiliğine saygı duruşu niteliğinde olan bu özel modeller, peşlerine yeni girişimleri takarak Türk çantasında ‘tasarım’ faktörünü epey üst noktalara taşıyacak gibi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2016

Artun Ünsal: “Ay çekirdeği toplumuyuz”

Artun Ünsal’ı birkaç kelimeye sığdırmak zor. Siyaset bilimcisi, yazar, gurme, önolog… Bir de kendi deyimiyle ‘sokak filozofu’. Kendisiyle Çengelköy’de buluştuk, sıcak bir mahalle ortamında günümüz insanının güvensizliğini, gösteriş merakını, paylaşmayı bilmemesini masaya yatırdık. Söyledikleri insanı hayatın basit mutluluklarıyla yüzleştiriyor, halimizi sorgulatıyor. Yüzlerce sayfalık kişisel gelişim kitapları yerine bu söyleşiyi okuyun yeter.

DEVAMINI OKU