YÜZLER

Teoman:“Karım hayatımın büyük aşkıydı”

O bir klasik. 10 yıllar geçtiğinde de var olmaya devam edecek, hiç eskimeyecek. Kim bilir belki çocuklarımız bile kalpleri kırıldığında onun bir parçasıyla ağlayacak, içecek, iyileşecek. Bunu başarmak için uğraşmadı. Çok daha zorunu yaptı; kendinden ne çıkıyorsa olduğu gibi ortaya koymayı becerebildi. Teoman, yıllardır konuşmuyordu; bu arada evlendi, baba oldu, boşandı, müziği bıraktı, geri döndü ve şimdi suskunluğunu TEMPO için bozdu.

Işıl Cinmen / Fotoğraflar: Uğur Uçan

48 yaşında!
Kısaca Teoman diye tanıdığımız Fazlı Teoman Yakupoğlu 20.11.1967 doğumlu


Nasılmış baba olmak?
Her zaman istedim baba olmayı, çocuklara bayılırım. Gençken, âşıkken, sevgilinle buluşacağın zaman bir kalp atışı vardır, farklı atar kalp. O kalp atışı tekrar geldi. Onu uyurken seyrediyorum, ayaklarına falan bakıyorum, bakıcılara benden daha çok ilgi gösteriyor diye biraz kıskanıyorum. Onunla, hayatta yapmam zannettiğim şeyleri yapıyorum. Herkes öyle zaten... Eğlenceli yaratıklar çünkü.

Doğduğu gün ne hissettin?
Çok şaşırdım. Doğum mucize gibi bir şey. Fakat babalar için söylenen doğru galiba; anne ilk anda bebeğin annesi oluyor ama baba biraz mal gibi kalıyor. İlk zamanlarda baba olduğunu bile unutuyorsun. “Aaa benim çocuğum var!” diye aklına geliyor. Tepki ve iletişim arttıkça babalığa doğru gidiyorsun.

ÇOCUĞUN OLUNCA ÖDLEKLEŞİYORSUN
Ne değişti Zeyno doğunca?
O, beni hayata bağlıyor. Normalde hayatı biraz sıkıcı buluyorum çünkü… Bana pek anlamlı gelmiyor. Eskiden birçok hayalim vardı, çoğunu yaptım ya da artık umurumda değiller. Çocuk hayata bir anlam katıyor, bir sorumluluğun oluyor. Ama aynı zamanda insanı ödlekleştiriyor. Rock 'n' roll’dan rasyonele meylediyorsun. İnsan tek tabancayken çok cesur… İnşallah çok mutlu olur hayatı boyunca. Hafif kalpli, iyi bir insan olsun inşallah.

Neden hayat sana pek anlamlı gelmiyor? İnançsızlıktan mı, amaçsızlıktan mı?
O his benim ruh halimle çok alakalı. Keyfim yerindeyken anlam aramaya gerek yok zaten. Ama sık sık alıngan, kötümser oluyorum, her güzel şeye bir kulp buluyorum. Bir hedef bulamıyorum, endişeleniyorum, canım sıkılıyor. Düşününce de saçma geliyor amaçlar… "Ne gerek var?” diyorum. Bu beni bunaltıyor. Halbuki hayatım yolunda…

O ruh halinden çıkmak için ne yapıyorsun?
Kendime terapi yapıyorum. Kitaplar okuyorum, spor, meditasyon yapmaya zorluyorum kendimi.

Kızının annesi Ayşe Kaya’yla ayrıldınız ama hayatında nasıl bir yere sahip?
Karım hayatımın büyük aşkıydı. 15 senelik, duygusal açıdan çok inişli çıkışlı bir ilişkiydi. Hiç kavga etmezdik ama… Kızımın annesinin o olması da hoşuma gidiyor çok. Şarkılarımın çoğu ona yazıldı. Birçok albüm hatta...

Evlilik sana göre değil mi?
Evlilik bana göre değil. Hatta düzenli bir ilişki bile kuramayacak kadar dağınığım. Galiba yalnız kaldım. İnşallah kızım hayırlı çıkar. Ben de iyi bir baba olurum.

Evliliğin sana göre olmadığını bilecek kadar kendini tanıyordun. Neden evlendin?
Her şeyi tam yapayım istedim. Hikâyemiz tamamlansın istedim. Büyük konuşmamak lazım ama herhalde bir daha evlenmem. Nasıl olsa bir çocuğum var artık.

Neden hiçbir kadını tutamıyorsun hayatında?
Yalnızlık daha güzel geliyor. İlişki olacaksa da fazla yüz göz olmayan, mesafeli bir tanesi daha iyi. Öyle sürekli battaniye altında dizi seyreden çiftlerden olamam. Ayrıca hayatımda birçok kadın var zaten. Annem, menajerim, yakın arkadaşlarım, halam, kızım… Yeter bana.

 

En büyük kusuru
Onu en iyi tanımlayan sıfatın 'çalkantılı' olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Sinirlenince kaba ve mantıksız oluyorum. Bundan hiç hoşlanmıyorum."

 

ÂŞIK OLMAK İSTEDİĞİMDEN EMİN DEĞİLİM
Tekrar âşık olabilir misin sence?
Şıpsevdi biri değilim, duygularımın yoğunlaşması uzun zaman alıyor. Zaten pek çok şeyin aynı anda olması gerek aşk için. O kadar saçma bir şey ki duygular, mevsim bile etkileyebiliyor onları. Bir kadınla yağmurlu bir günde buluşmak bile güneşli bir günkünden daha etkileyici olabiliyor ilişkinin seyrinde. Kim bilir farkında olmadığım hangi olaylar yardım etmiştir benim gönül meselelerime. Şu an o duyguları hissedebilir miyim bilmiyorum. Hissetmeyi istediğimden de çok emin değilim.

Neden?
Duygular gelip geçiyor, ilişkinin yükümlülükleriyle yüzyüze kalıyorsun. Bana ilişki, evlilik gibi şeyler stres yüklüyor. İlişkide her an yanlış bir şey yapıyorum, sınıfta kalmışım gibi bir başarısızlık duygusu oluşuyor. O konudaki yeteneksizliğimin farkındayım. Ama insan değişmez; kişiliğine uygun bir yaşam sürmeli.

Annenin torunuyla arası nasıl?
Annem bana 12 yaşındaymışım gibi davranır. Ben de onun yanında beş yaşında falan gibi olurum. Zeyno doğduktan sonra biraz yakamdan düştü. Çok mutlu torununu gördü diye... Evde kaldığımı düşünüyordu, bir son dakika golü oldu. Zeyno oldu diye, ellerini göğe kaldırıp Allah’a şükrediyor sürekli… Burunları birbirine benziyor ikisinin.

Baban… Ona yazdığın mektup çok hüzünlendirmişti beni. “Ölerek beni çok üzdün” demiştin.
Onu iki yaşında kaybettim. En büyük travmam babamdı, pek takardım o konuyu. Annemler de çok duygusallardı babamın ölümü konusunda… Bir çocuk benim gibi hassas bir pozisyondaysa, daha farklı davranmaları gerekirdi.

Nasıl farklı?
Ölümü daha doğal anlatmak lazım; çocukların sürekli ağlayan birilerini görmemesi lazım, psikolojilerine iyi gelmiyor. Neyse… Benim için çok önemli bir konuydu bu.

En çok ne üzerdi seni?
En çok babamın olmadığını öğrendiklerinde, insanların acımalarına veya buruklaşmalarına bozulurdum. Baba konusu açılınca hemen yanlarından uzardım. Hatta bazen yaşıyormuş gibi yalan söylerdim.

Üzüleceksin diye korktuğumdan sormakta zorlanıyorum ama hiç gittin mi mezarlığa onunla konuşmaya?
Mezarlığa gidiyorum ara sıra. Amcamla gidiyoruz, hatta şu sıralar gideceğiz. Babamla konuşmuyorum… Orada onu düşünüyorum, hayatı düşünüyorum.

Cenazelere gidemediğin doğru mu?
Ölüm fikri bütün keyfimi kaçırıyor. Birileri öldüğünde, ‘ölüm’ün var olduğu birden büyük bir gerçeklik oluyor. Tırsıyorum. Ama artık cenazelere gidiyorum; zor geçiyor ama gitmezsem sonradan suçluluk duyuyorum.

 

 

"Stüdyo değil, sokak olsun" (solda)
Teoman ve Işıl Cinmen röportaj ve fotoğraf çekimleri için Cihangir'deydi. 
Affedildin! (sağda)
Teoman, en sevdiği özelliğini uzun süre düşündükten sonra
"Çok güzel özür dilerim" diye cevaplıyor.

 

ROCK STARLIK ÇOK KLİŞE BİR MESLEK
48 yaşındasın ama hiç yaşlanmayacakmışsın gibi geliyor bana. Yaşlanmaktan korkuyor musun?
Yaşlanmaktan değil, sıkılmaktan korkuyorum. Gençken kendini var etmek gibi bir amacın oluyor. Kendi hesabıma, sıradan biri olmama hayallerindeydim ve yaptığım işe bak… Daha klişe bir meslek yok.

Rock starsın. Bu mu klişe?
Tam bir çocukluk hayali. Jerry Seinfeld şarkıcılık için, “Bir erkek bağıra çağıra duygularından bahsediyor, bu utanç verici” demişti, biraz haklı. Ama işte fark edilmek, beğenilmek istiyoruz. 13 yaşından beri her anımı rock yıldızı olma hayalleriyle geçirdim. Rock yıldızlarını Yunan tanrıları gibi görürdüm. Ama şimdi Bob Dylan geliyor, ben trafiği düşünüp gitmiyorum. İleride hemen her şeyin büyüsü gitmiş olacak ve ben sıkılacağım diye çok korkuyorum.

Ünlü olmakla ilgili hâlâ problemin var mı?
Biraz daha iyiyim. Eskiden çoğu insan yavşak yavşak davranıyordu, şimdi daha saygılılar. Yaştan bu tabii. Televizyondan uzak duruyorum, ancak paparazzilere yakalanırsam… Röportaj da çok ender...

Şöhretle ilgili en nefret ettiğin şey ne?
Bazen yalnız kalmak, düşünmek istiyorum gece çıkıp. Ama insanlar bulaşıyorlar, illa bir muhabbet açılıyor, oysa ben o sırada kendimle ilgilenmek istemiyorum. Bir de bazen sinirli oluyorum. Gerçi artık daha tahammüllüyüm, eskiden her şeye uyuz olurdum. Uslandım.

Çocuklar rock’a özensin mi, bu hayat tarzına? Onlara tavsiye ver biraz…
Bana yaradı, 30 yıl boyunca oyaladı. Rock 'n' roll’un her şeyini sevdim. En saçma sapan şeylerine bile özendim zamanında. 1980’lerin sonunda röfleli, uzun saçlı, küpeli, hatta makyajlı bir heriftim. Uzun pardösülerle, 'Matrix'te gibi dolaşıyordum. Tam bir çocuk mesleği işte.

 

Kültür köşesi
Defalarca okuduğu kitap Yusuf Atılgan'dan 'Aylak Adam'. En sevdiği müzisyenler Tom Waits ve David Bowie.

 

“ÇOK KADIN HİÇ KADINDIR” MESELESİ DOĞRU
Ya kadınlar?
Kadınlar bu mesleği nedense çekici buluyor. Karşı cinsten beklentileriniz hak ettiğinizden fazlaysa ideal meslek, tavsiye ederim. Çok çalışmanız da gerekmiyor.

Kadınların aşırı ilgisi, groupie’ler falan duyguları dejenere etmiyor mu?
Zarar veriyor. ‘Çok kadın hiç kadındır’ meselesi doğru. Manalı ilişkilerden yoksun oluyorsun o tarz yaşayınca, cinselliği başka dertlerinin panzehri gibi kullanınca…

Böyleyse neden kendini geri çekemiyorsun?
Çekici çünkü. Kızlar beğensin diye müziğe başlanır.

Seks çok mu önemli?
Freud’un yalancısıyım.

Herkes bu meseleyi biraz abartmıyor mu?
Hayatta yapması zevkli olan çok az şey var.

Âşık olmadan, senin deyiminle ‘terlemeden sevişenler’ ne hissediyor?
Sen romantik bir kızsın herhalde. Terlemeden sevişmenin, âşık olmadan sevişmek anlamına geldiğini düşünmemiştim. Tutkusuz cinselliği, uslu seksi, görev gibi yapılanını kastetmiştim.

Alkol hayatına zarar verdi mi?
Arkadaşlarım da, doktorum da şaşkın ama sağlığım çok iyi. Grip bile olmam. Kendime zarar versem bile, sağlığımı hep kolladım. Eskiden gerçekten çok içerdim ama artık az içmeye çalışıyorum. Sonuç olarak alkol bana pek zarar vermedi ama bazı arkadaşlarımın hayatını mahvetti. Mesafeli ilişki iyidir, pek güvenilir bir arkadaş değildir.

Hiç mi zararı olmadı?
Alkolün dolaylı bir zararı oldu belki… Paparazziler birçok kez beni alkollüyken yakaladı ve sonuç olarak Türk müzik tarihinde serseri diye anılacağım. Halbuki bu işe çok mesai harcadım, o tarafımla bilinmeyi tercih ederim.

Bir işe yaradı mı?
Alkolü cesaret ve hayattan daha fazla zevk almak için kullandım hep. Sahneye çıkmadan biraz içmem gerekiyor, yoksa çok sinirli oluyorum.

MÜZİĞE PANİKTEN DÖNDÜM GALİBA
Müziği bırakacağını söyledin, inandık. Niye döndün?
Panikten galiba. İki buçuk yıl hiçbir şey yapmadım. Tavana bakıp ne yapsam diye düşündüm. Ne yazık ki müzik kadar bildiğim ve zevk aldığım bir şey daha yok. Sağlık izin verirse 20 yıl var daha var önümde. Başka bir şeye sarıp onunla uğraşmalıyım.

Geri dönüşünün egonla ilgisi var mıydı?
Tek bir neden söyleyemem ama evet, bir işe yaramadığımda egom fazla yaralanıyor, kendimi hiç beğenmiyorum. Ekonomik olarak da bir değer yaratmak bana iyi geliyor; sadece kendim için değil, ekibimdeki 25 kişiye faydam oluyor diye.

Son planın ne?
Bir plan yapmazsam rahat edemiyorum. Son planım şöyle: Birkaç yıl daha çalışırım, bu arada neyle meşgul olacağıma karar veririm. Kızımın tüm yaşamını garanti altına alırım. Ufak tefek eksikleri tamamlarım; toplama albümler, en iyiler vs… Sonra da artık bırakırım.

Neden kafanda sürekli ‘bırakmak’ diye bir fikir var?
Kariyerimin 20’nci yılı; yapacaklarımı yaptım, yeter bana. Uzun yıllar müzik yapmayı düşününce daralıyorum. İki aydır bir klip çekeceğim, acayip üşeniyorum. Konser hariç her şeye üşeniyorum. Müzik eskiden her sorduğum sorunun cevabı gibiydi, artık değil. Meğer benim ona atfettiğim birçok şey benim hüsnü kuruntummuş. Yaptığım iş çok da önemli değilmiş. Neyse, müzik ile ilgili hayalim kalmadı. Ama korkuyorum da… Çok vaktim olacak, aklıma yapacak bir şey gelmiyor. Bir meşgale bulmalıyım.

Belki kitap yazarsın…
İstiyorum. Etrafımda hep çok renkli, özel insanlar oldu. Onları anlatmak istiyorum. Şu an ona da üşeniyorum.

Depresyonda olabilir misin?
Depresyon fazla aşınmış bir kavram benim için. Çoklukla dibe vururum. Eskiden hayattan nefret ettiğim çok zaman oldu. Kıyasla şu sıralar gayet iyiyim. Zaten aşırıya gittiğimde kafa doktoruma giderim, o da bana terapiyi, ilaçları dayar. Hallediyoruz bir şekilde beraberce. Bir süre kötü oluyorum, sonra düzeliyorum.

YORGUNUM TÜRKİYE’DEN
Türkiye’nin durumunu nasıl görüyorsun?
Hiç umudum yok. Ülkemdeki insanların birbirini seveceği hayalini kurmuştum. Artık imkânsız. Yorgunum Türkiye’den… Herkesin şirazesi kaymış. Kabataş’ta üstü çıplak, deriler giymiş, bebekleri havalara atan, bebeğin annesinin üstüne işeyen insanlarla ilgili fantezileri olanlar var. Ve daha kötüsü buna gerçekten inananlar da var. Ya karşı kamp? Onlar da sevmedikleri bir gazetecinin ölümüyle ilgili Viagra yalanları yaratıyor. Hepsi delirmiş. Kürt sorunu desen, iki taraf da yangına benzin döküyor. Komşularımız meselesi de berbat; ülkemize de bulaşıyor.

Bu kadar mı umutsuzsun?
Umutsuzluğum Türkiye’ye özgü değil. Trump, IŞİD, Putin, Koreli devlet başkanı çocuk falan… Hayretle seyrediyorum. Bazen Bahçeli’nin rakamlarla yaptığı konuşmaları izliyorum, Burhan Kuzu dinliyorum, Putin’in aslanların üzerinde homo-erotik fotolarına bakıyorum, Zaytung okuyorum. Öyle biraz eğlenebiliyorum.

Türkiye’yi psikanalize alsak, en büyük problemi ne olarak görürsün?
Çok sorunu var, lobotomiye bile gerek olabilir. En acil ihtiyacımız, 80 milyon psikolog ve bütün vatandaşlara sabah akşam antidepresan. Herkes sakinleşmeli. Belki o zaman umudum olabilir.

Ot’ta yazdığın yazı kontekstinden çıkartıldı, “Türk olmaktan nefret ediyorum” diye manşetlere taşındı. Hâlâ şikâyetçi misin Türkiye’de doğmuş olmaktan?
Çok saçmaydı olay. 1981’de Türkiye ve benim hayatım berbat bir durumdaydı. İsviçre’ye gittim ve sorunsuz, zengin, mutlu insanları gördüm. Çocuk kafamla İsviçreli olmadığıma çok üzüldüm. 35 yıl önceki bu olayı anlattığım mizahi yazım, saçma sapan saldırılara neden oldu. Halbuki insanlar gülsün diye yazmıştım. Birçok durumdan şikâyetçi olsam da Türkiye, doğduğum, doyduğum, yaşayacağım, öleceğim yer. Zaten insanın vatanı, sevdiklerinin yanı.

 


TEO’NUN 7 PARÇASI


‘İKİ ÇOCUK’
Erdal Eren akrabandı ve ‘İki Çocuk’ onun için yazıldı, değil mi?
Erdal Eren ve Zekeriya Önge için. Zekeriya Önge, Erdal’ın öldürdüğünü iddia ettikleri jandarma eriydi. 'İki Çocuk’u ikisine yazdım. Bir şey söylemek istiyorum: Zekeriya Önge, Erdal Eren’den daha büyük bir kurban aslında. Hayat ona daha büyük bir haksızlık yaptı. Erdal Eren’in bir ideolojisi vardı ve hayatını riske atmak onun kararıydı. Zekeriya Önge ise ona sunulan hayat içerisinde bir görevi yerine getirirken şanssızlık sonucu ölen bir çocuk. Erdal Eren, bir kahraman değil. Ben siyasette kahramanlara inanmam. 19-20 yaşında çocukların siyaset için hayatlarını heba etmelerini saçmalık olarak görüyorum. Onlar için üzülüyorum ama hiçbiri benim kahramanım değil. Romantik, maceracı, hayalperest küçük çocuklar…

‘FAHİŞE’
Bu ülkede, bir fahişeyle konuşurken, kendini Munch’un tablosundaki adam gibi hisseden tek erkek olabilirsin...
Munch’tan bahsetmen hoşuma gitti; yıllardır düşünür dururum insanlar anladı mı o tablo olduğunu diye… Seks işçilerini hüzünlü buluyorum, iğrenç insanlarla muhatap olmak zorundalar. Birçok insan fahişelere kaba davranma hakkı görüyor kendinde. Seks şefkatle ilgili bir şey değil, hatta çoğu zaman hükmetme gibi doğal olmayan duygular uyandırabiliyor. Fakat fahişelerle beraber olanlarda hükmetme sadizmle el ele gidebiliyor.

‘AYNA’
Gidecek miydin hakikaten, yapabilir miydin?
İntiharı şarkılarımda hep uzun intihar şeklinde kullandım. Kendini Boğaz Köprüsü’nden atmak değil de, kendini tahrip ederek yaşamak anlamında… Serseriliği abartıyordum o yıllarda. Günlük, normal duygularla ilişkim kesilmişti. İçimde hissettiğim ‘duvara karşı’ hislerini azaltmak, huzurlu olmak istiyordum.

‘BUGÜN’
Ondan önceki gün ne yaşamıştın?
İnsanın bugün öyle hissetmesi için, dün dibe vurması gerekiyor. Tanrı’yı kabul ediyor şarkıdaki adam. Eskiden çok sefih bir hayat yaşadığını ama artık vazgeçtiğini söylüyor. Kontekst yaratmayı seviyorum şarkılarda. Adam kafayı yemekle, aydınlanma arasında gidip gelsin istedim, çünkü bence ikisi de aynı.

‘ZAMPARANIN ÖLÜMÜ’
“Ben uyanmadan gidersen beni memnun edersin”
‘Zamparanın Ölümü’, Leonard Cohen’in ‘Death of a Ladies’ Man’ine bir gönderme ama hikâye benim kurgum. Klişe bir kart zamparanın başarısız zamparalık denemeleri sonrası alkollüyken kaza yapıp ölmesini anlatıyor. Kendini aşağılama imkânı beni heyecanlandırıyor bu şarkıda. Erkek karakteri en rezil pozisyonda bırakmak için yazdım öykünün bazı yerlerini. Kadın, erkeğe sabah onu görmek istemediğini söylüyor. Kabul edelim, insan sabahları yalnız kalmak isteyebiliyor. Ama bu sözleri duyan ya da hisseden için gurur kırıcı bir şey. Bana söylenmedi, ben de söylemedim ama hayal ettiğim oldu.

‘İSTASYON İNSANLARI’
“Acınmak canımı en çok acıtandır.” Sana kimse acıyamaz ki… Belki şefkat…
Şefkat… İlişkiler, şefkat gibi ağır bir duygu yüklenmeden, daha makul koşullarda yaşanmalı bence. İnsanları duygusal olarak yorduğunu hissetmek kötü bir duygu. Acıma, acınma meselesi eşitsiz bir ilişki kuruyor.

‘GÜZEL BİR GÜN’
“Her şey yalnızlıktan…”
Yalnız insanlar ilgimi çekiyor. Yalnızlık sık sık hissettiğim, üzerine düşündüğüm, şarkılarımda da kullandığım bir tema. Bazen dünyada tek başına kalmış gibi hissediyorsun, korkutucu bu. “Yalnızlığı severim” diye afra tafra yaparım ama eşe dosta yakın olmadığım yerde de yaşayamam. Berberinle ilişkinin 25 yılı bulması da önemli oluyor bir zaman sonra. İnsanın insana ihtiyacı ilgimi çekiyor ve yalnızlık insana çok koyuyor keyifsizken.