SANAT & TASARIM

Tiyatronun alternatif temsilcileri: İpek Bilgin & Çağ Çalışkur

Klasik tiyatro bakış açısının dışında oyuncu bir anne-kız... Craft Oyunculuk Atölyesi ve Craft Tiyatro’nun kurucularından Çağ Çalışkur ve annesi eğitmen İpek Bilgin ile yeni sezonun şafağında bir araya geldik. Sohbete oyunculuk eğitimi ile başladık; ahlâk kriterleri, siyaset ve tiyatroyu yan yana getirip vitesi yükselttik.

Cansu Uras / Fotoğraflar: Altan Aykan

Sezonu yeni oyun ’10 11 12’ ile her zamanki gibi hayli iddialı açıyorsunuz. 
Çağ Çalışkur: Evet, 16 Kasım’da sahnelenmeye başlayacak. Enis Arıkan ve Ezgi Mola rol alıyor. İpek Bilgin yönetti; Kanadalı yazar Jason Hall’un oyunu. ‘Garaj’dan sonra Enis’le “Bir oyun daha yapalım” diye konuşuyorduk zaten. ‘10 11 12’, lüks bir rezidansta yaşayan iki komşunun birbiriyle tanışması sonucu yaşananları anlatıyor. Bu arada ‘Garaj’ yeniden sahnelenecek; geçen yıl oynamakta olduğumuz oyunlar da devam edecek. Fakat benim için en önemlisi tabii kendi oyunum 'YEN', çocukların hayatlarında “ilk”leri deneyimleyişlerini, aileye duydukları ihtiyacı ve ihmallerin sonuçlarını anlatıyor. İngiliz yazar Anna Jordan yazdı ve 2013 yılında Bruntwood ödülünü kazandı. Bora Akkaş, Berker Güven, İdil Sivritepe ve İrem Kahyaoğlu oynuyor. Aralık ayında başlamayı planlıyoruz.

Oyunculuk eğitiminde Craft alternatif bir soluk oldu. Son zamanlarda pek çok başarılı genç oyuncunun yolunun Craft’tan geçtiğini duyuyorum. 
İpek Bilgin: Oyunculuk eğitiminde özellikle de konservatuarda mesele okulun kendisi değildir, eğitmenlerdir. Craft’a baktığınızda Çağ, çok seçme kişilerle çalışıyor ve tiyatroya klasik bakış açısıyla bakmayan isimleri tercih ediyor. Bugünün tekniklerini kullanıyor olmaları da önemli. Yurtdışı deneyimleri olan bu öğretmenler yenilikçi yaklaşımları paylaşıyorlar bizimle. Bir de galiba Craft’ın ortamı keyifli. Yetenek sınavı yapmaksızın birlikte sanata ve oyunculuğa girişi yaşıyoruz.

Peki, ilk gördüğünüz an anlıyor musunuz yeteneği? Yoksa onun mutlaka oyunculuğunu görmeniz mi gerekiyor? 
İ. B.: Üniversite jürilerinde bulundum; adaylar sahnede sınav verirken birinci dakikada karşınızdaki kişinin oyuncu olup olmayacağını anlarsınız. Zaten insan aklı 45 saniyede bir kişi hakkında iyi ya da kötü olarak hüküm veriyormuş. Açıkçası benim için eğitim verdiğimiz kişilerin sonuçta oyuncu olup olmamasından daha önemlisi; sanatla ilgilenmesidir çünkü sanat insanı kabalıktan kurtarır ve inceltir. Oysa oyunculukta  profesyonelliğe geçmek birçok başka faktöre bağlı. Öğrencilere elimizden geldiği kadar kendilerini oyunculukla ifade etmelerinin yollarını göstermeye çalışıyoruz. Oynama dediğimiz şeyin aslında insanı anlamaya çalışma olduğunu ve  bir oyun için ne kadar çok çalışma gerektiğini görüyorlar. Dizilerdeki ani oyunculuğun aslında ne kadar tesadüfen olduğunu ve bunun tiyatroda nasıl mümkün olamayacağını da bizzat yaşıyorlar.

 

 

Enis Arıkan pozu
İpek Bilgin (solda) ve Çağ Çalışkur (sağda) o kadar enerjikler ki bu ister istemez çekime de yansıdı. Portre fotoğrafı çekilirken Bilgin, ''Enis'in (Arıkan) bir pozu var onu vereyim o zaman'' diyerek objektife baktı.

 

100 ÖĞRENCİDEN 10'U MEZUN OLUYOR
Salt dizi oyuncusu veya ünlü olmak için oyunculuk kursuna yazılanlar da çok. 
İ. B.: Bunun bizim için bir sakıncası yok yukarıda dediğim gibi. Bizim insanımızda her alanda kolaycılık var tabii yine de. Oysa ki burada eskiden okuyup geçtikleri oyunların ne kadar detay içerdiğini ve bunları bedenlerine geçirebilmek için ne kadar çok çalışmaları gerektiğini anlıyorlar.

Üniversitede ilk dersimde ‘’İşsiz kalmaya hoş geldiniz’’ cümlesiyle hocamız bizi karşılamıştı. Siz hangi sözle öğrencileri karşılıyorsunuz? 
İ. B.: (Gülüyor). Hayat hiç belli olmaz.
Ç. Ç.: ‘’Ne için geldiğinizin farkında mısınız?’’ sorusuyla karşılıyoruz. Benim derslerim ise ‘’Ben sizin oyuncu olmanızı istemiyorum’’ cümlesiyle başlıyor. Neresinden algılarsanız... (Gülüyor). Zaten herkes oyuncu olmak istiyor. Dolayısıyla benim o güruhu daha da kalabalıklaştırmak gibi özel bir isteğim yok. Ayrıca her şeyden önce oyuncu olmayı sen istedin. Sorumluluk bende değil, sende. Ben o sorumluluğu geliştirmek için sana yollar gösterebilirim yalnızca.
İ. B.: Zorla nasıl şair olunmaz ise zorla oyuncu da olunmaz. Şahsi bir şeydir bu. İçinden gelmesi lâzım. 
Ç. Ç.: ‘’Neyi istediğinin farkında mısın?’’ sorusunun cevabı gerçekten önemli. Evet, oyuncu olmak istiyorsun. Fakat bizim yolumuz bin kitap okumaktan geçiyor. Şu an aslında talep ettiğin ve eğlenceli diye geldiğin yer senden bunu bekliyor. İki yıllık bir eğitim söz konusu burada. Sonrasında öğrenciler kendi projelerini gerçekleştiriyorlar; toplamda üç yıl aslında. Bunun zorluğuna dayanabilenler hayatta kalıyor (gülüyor). Dört ayda bir sınavlarımız oluyor ve eleme yapıyoruz. 100 kişi eğitim programımıza katılıyorsa, aralarından 10 kişi mezun olabiliyor. Tabii arada elediklerimize ‘’Bir daha gelme’’ demiyoruz. Eksik olduğu konuları tamamlama fırsatı veriyoruz. 

İlk sorduğunuz soruya aldığınız cevaplardan sizi çok şaşırtan oldu mu?
Ç. Ç.: ‘’Aaa... Ben bütün Shakespeareleri okudum.’’ Bu beni çok şaşırtır mesela. Daha hiç oyunculuk eğitimi almamış ama merak edip okumuş. Böyle kişilerin sayısı o kadar az ki; bu nedenle çok önemli benim için. Buraya oyuncu olma isteğiyle gelen biri maalesef pek çok oyun ya da dünya sinemasından örnekler izlemesi gerektiğinin farkında bile olmuyor. Bunların hiçbiri olmaksızın oyuncu olabileceği bilgisiyle geliyor. İşte bu yüzden ‘’Emin misin?’’ diye sorduğumda ‘’Evet, eminim; ben bütün Shakespeareleri okudum’’ diyen biri beni gerçekten şaşırtıyor. 
İ. B.: Türkiye’deki eğitim sisteminde öğrenciler meraka kışkırtılmıyor. Çetin Altan geçmişte bir kanalda program yapıyordu. Bir adam telefonla programa katılıp ‘’Seneler önce çocuğumun kendini geliştirmesi için ne yapayım’ diye size sormuştum ve siz de bana ‘Dünya haritasını çocuğunuzun odasının duvarına asın’ demiştiniz. Artık sayenizde çocuğum bütün ülke başkentlerini ve bayraklarını biliyor, teşekkürler. Şu an ise oğlum 11 yaşında, peki şimdi ne yapmamı tavsiye edersiniz?’’ diye sormuştu. Çetin Altan da ‘’Bu sefer de Nobel ödüllü tüm bilim adamlarının fotoğraflarını duvarlara asın ama sakın siz bu resimlerle ne yapması gerektiğini açıklamaya çalışmayın!’’ demişti. İşte bu son cümle en önemli kısmı bence. O çocuk kendi kendine öğrenecek o adamların kim olduğunu. Keşke bu merak olsa da sadece Shakespeare’i değil, ‘’Ben Oğuz Atay’ın tüm romanlarını okudum’’ veya ‘’Mondrian’ın tüm eserlerini biliyorum’’ diye gelse öğrenciler. Maalesef günümüzde böyle bireyler türemiyor bizde. 

 

Zorluklara rağmen İpek Bilgin ve Çağ Çalışkur için tiyatroyu bir nefes alma biçimi olarak özetleyebiliriz.
Çalışkur, Craft'ı sadece tiyatro yapmayı gerçekten istedikleri için kurduklarını dile getiriyor.

 

Belki devreye ego girdiği için halihazırda bildiğimizi düşünüp merak etmiyoruz. En nihayetinde yeri geliyor bir sanat öğesini olumsuz eleştiren, olumlu yorum yapanın bakış açısını bile sorgulamayı düşünmüyor. 
Ç. Ç.: Biz burada eleştiriyi yeniden tarif edip aramızda yeni bir iletişim biçimi kurmaya çalışıyoruz. Bu söylediğiniz burada çalıştığımız bakış açılarından biri. Ben hayatta en sert ve kişileri krize sokacak cümlelerin açıkça söylenmesinden yanayım. O çatışma her neyse onun o sırada yaşanması ve dolayısıyla büyümemesi gerektiğine inanıyorum. İletişimi düz kurma meselesiyle ilgileniyoruz burada ve okuma, merak etme güdüsünü uyandırmayla.
İ. B.: Oyunculukta ego günlük kullanımından farklı tarif edilir; oyuncunun egoya yani kendine güvenmeye çok ihtiyacı vardır onun için daha ilk andan ego geliştirme çalışmaları yapılır aslında. “Önce öğreneyim, egomu, kendime güveni sonra geliştireyim” diye bir şey olmaz. Özgüven ile oyunculuğun paralel ilerlemesi gerekir. Eleştiri hep var olacak; yeri geliyor Al Pacino’nun da bir filmini beğenmeyebiliyorsun. 
Ç. Ç.: Yalan, bir döngü bu ülkede. Sıkışan, bastırılan her jenerasyon kendi yalanını üretiyor. Ya dışarıya ya kendine yalan söylüyor. Ayrıca da söylediğinin bile farkında olmuyor. Ego, gizlemek istediğiniz şeylerle doğru orantılı çoğunlukla. Kendi eksik tarafımızı göstermek istemediğimiz zaman devreye giriveriyor. İşte oyunculuk da sanılanın aksine bu çatışma anlarında dürüst kalmak demek.  

Oyun metinlerini neye göre seçiyorsunuz? Moda Sahnesi Shakespeare, Oyun Atölyesi İngiliz yazarlar ve DOT da Zinnie Harris’le anılıyor şu sıralar. 
Ç. Ç.: Ben hiçbir tiyatronun ‘’Muhafazakâr ilerleyeyim, hep aynı yazarın oyunlarını yapayım’’ diye bir kaygısı olduğuna inanmıyorum. Eğer ki KREK gibi bir yazar tiyatrosu değilse. Ki onlar bile başka yazarla çalıştılar. Birlikte okumalar yapıyoruz. O sırada hayatımızı adamak istediğimiz konuyla örtüşen oyunu seçiyoruz. 
İ. B.: ‘10 11 12’ oyununu OHAL’e göre seçtim. Bu kadar net; tiyatromun kapanmasını ve bir şeyleri zorlamasını istemedim açıkçası (gülüyor). Yerel ve bugünü anlatan metinler ideal bence. Dolayısıyla ‘Garaj’ benim için bunun en üst noktası, bu jenerasyonun sesi, çağdaş ve yereldi. Bu tarzı  geliştirmek için tabiri caizse yırtınıyorum, bütün yazarlarla çalışmaya çabalıyorum ki çağdaş ve yerel oyunlar gelişsin. Doğrusu ve tiyatro dediğiniz sanat da bu zaten. Çünkü bu oyunlar seyirciyle her an direkt ilişki içinde olmanızı sağlıyor. Organik bir bağ yaratıyor. 

SANAT-SİYASET İLİŞKİSİ
Sanat ile siyasetin arasındaki bağ tartışılır hep. Size göre siyaset ile tiyatronun yolları nerede kesişip, nerede ayrılmalı?
İ. B.: Ben öyle bir şey anlamam. Siyaset yaşamın her anında bir şekilde içindedir zaten. En nihayetinde tiyatro kendini ifade etme hürriyetine bağlıdır. Bu nedenle ayrıldığını sandığınız noktada bile ayrı değildir siyaset ile sanat. Günlük siyasete bağlı olarak bunu daha koyu kullanan tiyatro türleri vardır. Ancak bizim bu yıl sahneye koyduğumuz ’10 11 12’, daha hafif kullananlardan biri. 
Ç.Ç: İç içe ama "Siyasetin, sanatın özgürlüğüne müdahale ettiği yerde de bu normaldir" diyemeyiz tabii ki. Sanat özgür, sübjektif ve siyasete rağmen iyileştirici olmalıdır.  

Tabii bir de ahlak kriterleri söz konusu. 
İ. B.: Benim sıfır ahlak kriterim var öyle. Ben sadece insanı anlatmakla yükümlüyüm. Ahlâksız veya ahlâklı olması bir kişiyi yargılamam için yeterli değil. Bizim insanımız daimi olarak yargılanarak büyür. Yargılanmamanın ne olduğunu en azından tattırmaya çalışmak gerekiyor. Sen bir hırsızı, polisi, diktatörü veya ev kadınını oynuyor olabilirsin. Oyuncu bunların hepsine eşit mesafede durur. 

 

Görüntüye aldanmayın
Fotoğraf çekimi sırasında; ''Elinize metin alıp çalışıyormuş gibi yapın'' dediğimizde Bilgin ve Çalışkur gülerek; ''Böyle sakin bir çalışma şekline hiç alışık değiliz'' diyorlar.

 

YABANCI OYUNLAR NEREDE?
Peki, Türkiye’deki tiyatro izleyicisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İ. B.: Evet, hep gelip giden birileri var; salonlar doluyor. Açıkçası izleyicilerin oyunlardan ne aldığı kısmıyla ilgilenmiyorum.  Bir şey alıyordur oradan diye umuyoruz. Tiyatro direkt şeyler söylediği gibi endirekt şeyler de söyler. Bu yüzden izleyici sadece müziği veya kostümü beğenme özgürlüğüne de sahiptir. Bu bile o kişinin hayatında bir etkendir. 
Ç. Ç.: Teknolojiyle birlikte her şey hızlanmış durumda. Bu nedenle tiyatroda bu hız esnasında göremediğimiz şeylerle ilgilenmeye, birilerinin dikkatini tekrar üzerinde durup düşünme fırsatımız olmamış anlara çekmeye çalışıyoruz. Tabii kolay değil ama bir dakikalık bir göz kayması, yavaşlama ve farkındalık bile bence değerli. 

Bu yıl Devlet Tiyatroları’nda yabancı oyunların sahnelenmeyecek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ç. Ç.: Yeni yerli metinlerin destekleniyor olması önemli. Ancak özgürce sanat yaptığınız bir alana kuralların giriyor olması son derece üzücü. 
İ. B.: Hiç yerli oyun oynamayacağız denilen yıllar da oldu geçmişte. Buradaki problem o değil. Yaptırım, sanatın özüne aykırıdır. 

Hem eğitmen ve oyuncu hem de yönetmen olarak baktığınızda Türkiye’de tiyatro yapmanın en zorlayıcı yanı nedir?
Ç. Ç.: Her kısmı zor (gülüyor). Sağlam metin bulmakla başlıyor süreç. Sonrasında bütün o yaratım sürecinde ortak dili oluşturma kısmı var. Merakların ve tutkuların aynı olması; zor bir şey yapıyor olduğumuzun bilincine varılması ve işin prodüksiyon kısmı tabii.
İ. B.: Bu jenerasyonda çok fazla kaynağa sahip olmadan girişimcilik diye bir şey var. Şu an İstanbul’da 200’ü aşkın tiyatro bulunuyor. ‘’Tiyatronun en büyük problemi paradır’’ klişesini kullanmak istemiyorum. Bu genç kişiler bir şekilde tüm mali sorunların üstesinden gelerek tiyatrolar kuruyorlar. 

Peki, son yıllarda Türk tiyatrosunun başına gelen en güzel şeyi sorsam. 
Ç. Ç.: Ben Berkun Oya, Kemal Hamamcıoğlu, Deniz Madanoğlu, Sami Özbudak ve Yiğit Sertdemir gibi oyun yazarlarını derim. 
İ. B.: Ben hâlâ aynı şeyi söylüyorum. Bu girişimcilik ruhu, kişilerin deniyor olması ve tiyatro festivali. 200’ü aşkın tiyatronun varlık göstermesi çok önemli. Çünkü iklime bakmaksızın yeşeriyor.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı OCAK 2016

Sonia Delaunay: sanattan doğan stil

Çağdaş sanat kadar moda endüstrisinde de öncü olmuş, feminizmin yaygınlaşmasına etki etmiş müthiş bir kadın SonIa Delaunay. Yaşadığı dönemde küçük ama etkili bir çevrede çok tanınmış, buna rağmen ileri görüşlü ve yaratıcı olsalar dahi, eski geleneklerin etkisinde kalmış olan erkek sanatçılar tarafından çoğunlukla dışlanmış ve küçümsenmiş bir değer. Oysa, özellikle moda alanında onun 1920’lerde yaptıklarına bugün bile rastlamak zor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Kendisiyle barışmış yeni bir kadın

Tüm dünya Adele’in inanılmaz sesinden çıkan içli şarkıları ayakta alkışlarken, o dünyanın çeşitli köşelerinde yalnızlığına ağlıyordu. Tabii biz onu sesi gibi kocaman sanıyorduk. Oysa değildi, bir önceki albümünün adı gibi 21’di sadece yaşı. Şimdi 27 yaşında, kendisini epey harap eden bir ilişkiyi geride bıraktı. Yeniden âşık oldu, üstelik bu ilişkiden bir de çocuğu var. Ve dört yılın ardından dünyaya yeniden “Merhaba” dedi. Drama dolu eski günlerinden yeni ilişkisine, anneliğine, dış görünüşüyle ilgili sorunlara ve elbette şarkılarına dair dolu dolu cümlelerle Adele huzurlarınızda.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2016

Murat Somer: Demokrasi endişesi

Koç Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Somer, ABD'de Donald Trump'ın başkan seçilmesiyle etkisini iyice gösteren otoriterleşme dalgasını, 19'uncu yüzyıl sonu ve iki dünya savaşı arası döneme benzetiyor. Ona göre, tarih doğru okunursa çıkış yolları var.

DEVAMINI OKU