MALUMAT

Troçki: “Ayaklarım Büyükada’ya iyice kök saldı”

İstanbul Bienali'nin en çarpıcı mekânlarından biri, Lev Troçki’nin Büyükada'daki evi. Sovyet devriminin önderlerinden Troçki'nin İstanbul günlerine kısa bir yolculuk zamanı.

Özlem Numanoğlu

Şubat 1929. İstanbul, Haliç’in donduğu, Boğaz’a buz kütlelerinin akın ettiği kara kışın ortasında. O günlerde, Boğaz’a ‘İlyiç’ isimli bir gemi yanaşıyor. Geminin ağır konuğu Lev Troçki, yanında eşi ve büyük oğluyla, Sovyet gizli polisi nezaretinde İstanbul’a getiriliyor. Burada, Türk polislerine bir protesto mektubu iletiyor Troçki: “Bu sınırı, zora boyun eğmek durumunda olduğum için geçiyorum. Lütfen, Bay Başkan, uygun duygularımı kabul edin.”

‘Bay Başkan’, yani Mustafa Kemal Paşa, şu cevabı yazdırıyor Troçki'ye: “Sürgüne yollandığınızı bilmiyorduk. (…) Türk toprağında bir yere kapatılmanız ya da herhangi bir şiddete uğramanız söz konusu değildir. İstediğiniz yere gitmekte serbestsiniz.”

Lenin’in ölümünden sonra Stalin ile giriştiği iktidar mücadelesini kaybeden Troçki, İstanbul'a sürgün edilmişti. Bir süre Soyvet Konsolosluğu ve Tokatlıyan Oteli’nde kaldıktan sonra, bugün ‘Troçki Evi’ dediğimiz, Arap İzzet Paşazade Abit Bey’in Büyükada’daki köşküne yerleşti. 5 salonlu, 18 odalı köşk, adadan ayrıldığı 1933 Temmuz’una kadar -Kadıköy ve Danimarka fasılaları hariç- yeri yurdu oldu. Onu korumak için adaya giriş-çıkışlar denetleniyor; Troçki ise günlerini balığa çıkıp, kitap yazmakla geçiriyordu. Otobiyografisini ve ‘Rus Devrim Tarihi’ni adada yazdı. Batılı gazetecileri ve sosyalistleri ağırladığı adaya veda günü geldiğinde, defterine şöyle yazdı: "Ayaklarımın Büyükada’ya iyice kök saldığına dair garip bir his var içimde."

Kıyısından denize girdiği, Nizam Caddesi'ndeki köşk bugün harap halde. Bu yaz, Hanifi ailesi tarafından 4.4 milyon dolara satışa çıkarıldı. Umalım ki, Belçika’da ve Meksika’daki Troçki evleri gibi, o da bir müzeye dönüştürülsün.

 

Bienalin gözde parçası, Adrián Villar Rojas'ın, Troçki Evi kıyısındaki 'Tüm Annelerin En Güzeli' enstalasyonu.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı MAYIS 2016

Zaha Hadid: İmkânsızı mümkün kılan kadın

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Guangzhou Opera Binası, Londra Su Sporları Merkezi, Şeyh Zayed Köprüsü, Kartal-Pendik kentsel dönüşüm projesi… Nerede görürseniz görün, Zaha Hadid'in işlerini tanırsınız. Bütün mimari tasarımlarında, birbirinden değişik objelerinde kendisinden izler bıraktı. Yüzlerce öğrencisi oldu. Dünyanın en önemli mimarlık ödüllerini kazanan ilk kadındı. ‘Dalgaların ve kavislerin kraliçesi’ Zaha Hadid’e veda etmek zor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Vera’nın anlattığı Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet’i doğumunun 114’üncü yıldönümünde yönetmen ve senarist Ali Özgentürk’ün çok özel bir söyleşisiyle anıyoruz. Özgentürk’ün 1988 yılında, şairin son eşi Vera ile Moskova’da yaptığı ve hiç yayımlanmamış bu söyleşi, Nâzım Hikmet’in günlük hayatından pek çok hatırayı gün yüzüne çıkarıyor. Hız tutkusundan aşçılık merakına, Moskova’da en sevdiği yerden köy ve şehir hayatına dair düşüncelerine pek çok samimi not, Nâzım’ı salt insan tarafıyla günümüze taşıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2015

En devrimci sanat metni: Sürrealist Manifesto

Hayatın gerçek sorularına yanıt rüyalar olamaz mı? Sanatçı, kendini sadece hayal gücüne mi adamalıdır? Peki ya gerçeküstücülük, izleyiciyi nasıl etkiler? Bu çarpıcı sorular, yanıtlarını kendileri kadar çarpıcı bir metinde buldu. Şair-yazar André Breton, 1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yayımladığında, yerleşik sanat algısı yerle bir oldu. Hedef, gerçekliğin keşfedilmemiş alanlarına el atmaktı. “Uykudan uyanan insan, her şeyden önce belleğinin tutsağıdır” sözünün peşinden giden akımın etkileri bugün hâlâ sürüyor.

DEVAMINI OKU