BİYOGRAFİ & PORTRE

Türk İkarus Vecihi Hürkuş

Savaşta uçak düşüren ilk Türk pilot, ilk sivil Türk uçağını yapan adam, Türkiye’de özel havacılığı başlatan kişi, kendisi gibi havacı olan, kızı gibi yetiştirdiği yeğenini paraşüt kazasında kaybetmiş bir baba... Havacılık, pilotluk ve uçaklarla ilgili bu topraklardaki pek çok ilkin sahibi Vecihi Hürkuş, tarihin sıradışı portrelerinden biri. Şener Şen’in meşhur Vecihi karakterine de ilham verdiği söyleniyor. Doğumunun 120’nci yılında kendisini anıyoruz.

Bahadır Gürer / Ümit Bayazoğlu

"Her şeyi başarabilirim" inancı
Vecihi Hürkuş, ilk sivil Türk uçağı Vecihi XIV'ün önünde. İlk uçuşa dakikalar kalmış; gökyüzüne meydan okumaya hazır.

 

Türklerin ilk havacılık tecrübesi 1914 yılında Tayyareci Fethi, Sadık ve Nuri Beylerin uçakla Kahire seferidir. Ancak bu sefer, Mısır’a varamadan üçünün de şehadetiyle sona ermişti. Vecihi Hürkuş, hava şehitlerinin ardından ağlayarak onların yapamadıklarını yapmaya yemin etmişti.
Vecihi Bey pilot olmak için Yeşilköy Tayyare Mektebi’ne gider. Burada kendisini yaşı küçük olduğundan Tayyare Makinist Mektebi’ne kaydederler. Uçak makinisti olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat Cephesi’ne gönderilir. Orada uçak kazasında yaralanır. Tedavi için İstanbul’a geldiğinde iyileşir iyileşmez, Yeşilköy Tayyare Mektebi’ne yeniden başvurur. Yaşı uygundur artık. Pilot eğitimleri başlar. 21 Mayıs 1916’da ilk yalnız uçuşunu yapar. Okulda tahsis edilen Fokker tipi uçakla ilk akrobasi pilotu olarak luping (taklak) yapar. Bu sıralarda savaş bütün şiddetiyle dört yanda devam etmektedir.
Vecihi Bey, bu savaş ortamında henüz 25’inci uçuşunu yapmışken, kendini Kafkasya cephesi 7’nci Tayyare Bölüğü’nde bulur. Buradaki görevi Erzincan, Şebinkarahisar, Kelkit civarındaki Rus birliklerinin keşfi ve avcı uçaklarıyla etkisiz hale getirilmesidir.
Vecihi Hürkuş ve arkadaşları, burada havacılık tarihinde bir ilke imza attılar; ‘Türk tayyareciliğinde ilk hava zaferi’ 26 Eylül 1917’de burada yaşandı. Vecihi Hürkuş ve rasıtı (gözlemcisi) Şükrü Bey, 80 kilometre Rus cephesine dalmış ve Kelkit’teki uçak hangarlarını bombalamıştı. Dönüşe geçtiklerinde arkalarına iki Rus uçağı takıldı. Vecihi, önce dalıp çıkarak keskin manevralarla Rus uçaklarını önüne aldı. İsabet alan uçak yalpalanarak yere çakıldı. Diğer uçak, çareyi hemen savaştan kaçmakta buldu.

Hürkuş, Vecihi XIV'ün önünde (28 Ağustos 1931). Fotoğrafın üzerindeki imza ona ait.

 

UÇAĞININ İSABET ALIŞI
8 Ekim 1917'de ise Vecihi ve arkadaşları yine çetin bir görev için bu defa iki uçakla havalanmışlardı. Ruslar kaybettikleri hava savaşından sonra cepheyi, yeni avcı uçakları göndererek güçlendirmişti. Şimdi hedefleri, bu uçakları kalkmadan, yerde avlamaktı. Ama düşman faka basmamıştı. Bizimkiler henüz bir bomba atamadan, gıcır gıcır yeni iki Rus uçağı peşlerine düştü. Bunu görünce ayrıldılar. Gökte 20 dakika it dalaşıyla birbirlerini kovaladılar. 3 bin 300 metre yüksekte Rus uçağıyla karşı karşıyayken Vecihi Bey’in uçağı isabet aldı, o da başından yaralandı. Bin 500 metre irtifa kaybetmişti. Fakat bilincini yitirmemişti. Motoru çalışmıyordu ama uçağını bir planör gibi idare edebiliyordu. Erzincan ovasına çok sert bir iniş yaptı. Arkadaşını da kurtarmıştı. Yaktığı kibriti tayyareden dökülen benzinin üzerine fırlatarak son görevini de yaptı. Uçağın düşman eline geçmesine, kendi ülkesine, halkına karşı kullanılmasına engel oldu. Yakın çevredeki Ermeniler, Vecihi ve rasıtı Bahattin Bey’e saldırmaya başladı. Küfür ediyorlar, taş atıyor, sopalarla vuruyorlardı. Linç edilmek üzereyken Rus askerleri geldi. Vecihi ve Bahattin Bey’leri ellerinden zorla alıp önce yaralarını tedavi ettiler, sonra sorgulayıp Hazar Denizi’nde Nargin Adası'na, esir kampına yolladılar.

Vecihi Bey'in Nargin Adası'ndaki esaret günlerinden bir kare (1917).

 

FİLM GİBİ KAÇIŞ ÖYKÜSÜ
Vecihi Bey, defalarca kaçış planı yaptı. Amacı, bir Rus uçağını kaçırarak vatana dönmekti. Ama koşullar elvermedi. Nargin Adası’ndan tahta bir çamaşır teknesine tutunarak ve yüzerek, İstihkâm Teğmeni Salih Bey ile Aralık 1917’de savaşa katılmayan İran’a ulaştılar. 19 Şubat’tan mart sonuna kadar yürüyerek, Süleymaniye üzerinden Musul’a geldiler. Vecihi Bey, sağ salim bu olaylardan kurtulduktan sonra İstanbul’a Hava Müdafaa Bölüğü’ne gönderildi.
İngilizler Çanakkale’yi geçememişlerdi ama ellerini kollarını sallayarak İstanbul’u törenle işgal ettiler. Ordunun silahlarına el konmuştu. Uçaklarına da...
Vecihi Bey ve arkadaşları; İstanbul Maltepe Tayyare İstasyonu’nda bulunan uçamayacak durumdaki uçakların gizlice bakım ve onarımlarını yaparak kaçırmanın peşindeydi. Mustafa Kemal'in yanına Anadolu’ya geçerken, uçak parçaları ve malzeme götürerek hava savaşları ile destek sağlamayı planladılar. Ama uçaklar düzgün pist (toprak) olmadığından, ağır yükleri ve gece görüş imkânsızlığından havalanamadı.
Vecihi ve arkadaşları, Selimiye Kışlası’ndan terhis edilen ordunun yaşlı, sakat, hasta askerlerinin arasına gizlenerek, Harem’den bir istimbotla Mudanya’ya geçtiler. Oradan, Bursa-Eskişehir üzerinden Konya’ya ulaşarak Milli Kurtuluş ordusuna katıldılar ve ilk hava birliğini oluşturdular.
Vecihi Bey gelir gelmez, Yunan birliklerinin dağılımını rapor etmek için keşif uçuşlarına yollandı. Kula, Alaşehir, Simav üstünde uçuyordu. Sonra Uşak, Afyon, Bursa civarında da uçtu. Kurtuluş Savaşı’nın her cephesini karış karış izliyor, hazırladığı keşif raporlarını, gerektiğinde Cephe Kumandanlığı’na en yakın düzlüğe inerek bizzat teslim ediyordu.
Zaman zaman düşman uçaklarıyla çatışmalara da girdi. Ama asıl görev onu İnönü Savaşları’nda bekliyordu. Düşmanı besleyen ulaşım hattının havadan kesilmesi hayati bir öneme sahipti. Vecihi ve arkadaşları cephane ile personel taşıyan Yunan konvoylarına savaş boyunca hiç soluk aldırmadı.

Belki şehre Vecihi gelir
Hürkuş, Avrupa semalarında uçan ilk Türk uçağı Vecihi XIV ile Anadolu turuna çıktığında görenler şok olur (1931).

 

UÇAK YAPMAYA KARAR VERİŞİ
Kurtuluş Savaşı’nda havacıların çektiği sıkıntılar ve ihtiyaçların en yakın ve önemli tanığı Vecihi Bey’dir. İdeallerini gerçekleştirmek için ilk Türk uçağının imali için projelerini hazırlar. 24 Haziran 1923 tarihinde İzmir’de işe başlamıştır.
Savaşın ardından Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra Avrupa’da uçak endüstrisindeki gelişmeleri incelemek üzere kurulan heyete Vecihi Bey de seçilmişti. Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere’de tek tek uçak fabrikaları gezildi, raporlar yazıldı. Uçak fabrikaları, yeni uçaklarının test uçuşlarını Vecihi Bey’e yaptırmak için çırpınıyordu. Onun uçuş raporu, yeni modellerin doğmasını sağlayacak nitelikteydi. 1924 yılının son aylarında ilk Türk uçağı tamamlanmıştı. Uçağa Vecihi K-VI adını verdi. Çünkü o uçak; Vecihi’nin altıncı projesiydi.
Şimdi sıra uçağı uçurmaya gelmişti. Bunun için ‘uçabilir’ raporu hazırlayacak bir fen heyeti kurulmuştu. Ancak heyettekiler sorumluluk almak istemiyor, korkuyorlardı.
Vecihi’nin uçağı bu yüzden İzmir’in sıcağında, rüzgârında açıkta bekletiliyordu.
Heyetteki bir arkadaşı; “Vecihi biz uçma izni veremeyiz. Kendine güveniyorsan sen uç” deyince, 28 Ocak 1925’te kendi uçağıyla ilk uçuşunu yaptı. 15 dakikalık uçuşta testlerini yaptı, güvenle indi. Arkadaşları alkışlarla ve sevinç çığlıklarıyla kutladı. Kurban kestiler. Mutluluk ve huzurla evine gitti. Gece; izinsiz uçmaktan, 10 gün hapsine ve yarım maaşının kesilmesine karar verilmişti. Vecihi bu kararın tebliğ edilmesinin üzerine istifa ederek, ordudan ayrıldı.

 


Soldan saat yönünde
Vecihi Bey, kızları Sevim, Gönül ve Perren ile...
Türkspor dergisinin Haziran 1933 tarihli kapağını Vecihi Hürkuş'un İstanbul Boğazı üzerinde süzüldüğü fotoğrafı süslüyor.
Vecihi Bey, Türk Tayyare Cemiyeti Reisi Cevat Abbas Gürer, Şakir Hazım Bey ve binbaşı Hasan İskender Bey'den oluşan Türk heyeti Fransa'da tetkikte (1925).

 

SİVİL UÇAK PROJESİ
Türk Tayyare Cemiyeti 16 Şubat 1925 tarihinde kuruldu. Vecihi, Fen Şubesi’nin başına getirildi.
‘Bağış Uçak’ kampanyası ile bağışlanan her 5 bin lira ile bir uçak alındı. Uçaklara bağış yapan il, ilçe ve kuruluşların adı verildi. İlk bağış Ceyhan’dan geldi. Alınan uçağa Ceyhan adı verildi. Alınan uçaklar o şehir ve kasabalara uçuyordu. Uçağa ad konma töreni yapılıyor, halktan isteyenler uçuruluyordu. Havacılık bu yolla tanıtılıyor, sevdiriliyor ve hava gücümüzün kurulması sağlanıyordu.
Vecihi Bey, 1930 yılında yıllık iznini kullanmak üzere İstanbul’a geldi. Koltuğunun altında ilk sivil Türk uçağının projeleri vardı. Kadıköy’de bir keresteci dükkânının çatı katını kiraladı ve 19 Haziran 1930’da ilk sivil Türk uçağı Vecihi XIV’ün imalatına başladı. Onun 14’üncü ama gerçekleşen ikinci projesiydi.
27 Eylül 1930 cumartesi günü Kadıköy’de bu uçak ile ilk uçuşunu büyük başarı ile yaptı. Sonra Vecihi XIV ile uçarak Ankara’ya gitti. Uçağına sertifika almak için bakanlığa başvurdu ve bekledi, bekledi, bekledi. Sonuçta; 15 Ekim 1930’da şu yazılı cevabı aldı: “Vecihi XIV tipi tayyare her ne kadar tecrübe uçuşlarında ve takiben İstanbul’dan kalkarak Ankara’ya kadar hava yoluyla yaptığı uçuşlarla, uçuş kabiliyetinin yerinde olduğu anlaşılmış ise de, tayyarenin aerodinamik vasıflarını tespit edecek elimizde hiçbir vasıta bulunmadığından fennen muayenesine imkân görülmemiş ve bu suretle icap eden seyrüsefer vesikası verilememiştir.”
Uzun uğraşılardan sonra ‘uçağın yakın bir memlekette muayene edilmesine’ izin verilir. Vecihi, yardımcısı, makinisti Hamit Bey’le birlikte ağlayarak uçağı söker, Demiryolları’ndan kiralanan vagonla Prag’a yola çıkar. Prag’da testler tamamlanmış, uluslararası sertifika verilmiştir. Vecihi Bey, Vecihi XIV’le Avrupa semalarında uçan ilk ve tek Türk sivil uçağıyla vatanına döner.
Hürkuş artık izni almıştı; bunun üzerine Türk Tayyare Cemiyeti’ne güzel bir proje sundu. Buna göre kendi yaptığı uçakla yurdu dolaşacak, halkı uçakla ve havacılıkla tanıştıracaktı. Gençliğin ilgisini havacılığa çekecekti. 2 Eylül 1931’de Hürkuş, Ankara hipodromdan havalandı. Kızılcahamam üstünde bir selam turu attıktan sonra Gerede’de bir tarlaya indi. Kasaba bandosu marşlar çalıyordu. Koşup gelen halk “İşte bizim uçağımız, bizim uçağımız” diye sevinç çığlıkları atıyordu. Konuşmaların ardından Vecihi Hürkuş isteyenlere uçmayı teklif etti. Gençlerin çoğu istiyordu. O gün hava kararana kadar Hürkuş defalarca kalktı, indi. Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Sivas üzerinden 20 günde Ankara’ya döndü.

Milletvekili gibi
Hürkuş, yurt gezilerinde mutlaka onu ve uçağını görmek için toplanan vatandaşlara havacılığı sevdirecek konuşmalar yapardı.

 

1930’LU YILLARDA ÖZEL UÇUŞ OKULLARI
Vecihi Hürkuş yeteri kadar uçağa sahip olamamaktan yakınıyordu. Yeteri kadar uçağı olsa daha fazla öğrenci yetiştirebilecekti. Halbuki o sıra ülkede katı bir devletçi politika yürütülüyordu. Her özel girişim bu duvara çarpıp geri dönüyordu.
1932 yılında Kadıköy Kalamış’ta Vecihi Sivil Tayyare Mektebi’ni kurdu. Okulun bir de hangarı vardı. Hangarda Vecihi Bey, yeni projelerini gerçekleştiriyordu. Okulda eğitimler sürerken, bir taraftan da Vecihi XV, Vecihi XVI uçakları yapıldı. Bu uçaklar, karadan kalkan, karaya konan uçaklardı ama Vecihi Hürkuş, iniş takımlarını değiştirerek Vecihi XIV, XV ve XVI uçaklarını deniz uçağı olarak da kullandı. Uçaklar Kalamış İskelesi’ne bağlı duruyor ve oradan da havalanıyordu.
Bir gün ziyaretine gelen Mühürdarzade Nuri Demirağ, gördüklerinden çok etkilendi ve “Size nasıl yardımda bulunabilirim?” diye sordu. Vecihi Bey, yeni projesini gösterdi. İlk kabin uçak (kapalı) projesiydi bu. Nuri Bey; bir uçağın kaç günde ve kaç liraya mâl olduğunu sordu. “5 bin liraya bir buçuk ayda biter” cevabını alınca hemen destek sözü verdi.
Uçağın yapımı sırasında Cumhuriyet Halk Fırkası İstanbul İl Başkanlığı da aralarında bin lira toplayarak destek oldu. Uçak boya için çıktığında Vecihi Bey, uçağa “Nuri Bey” yazılmasını ve destekçi kurumun logosunun konulmasını istedi. Vecihi Bey, ilk uçuşunu 8 Ekim 1933 tarihinde Kalamış’tan, Beşiktaş Serencebey’e yaptı. Nuri Bey’in konağının üzerinde uçarak, uçağını gösterdi. Uçak, Vecihi Sivil Tayyare Mektebi’ne armağan olacaktı.

PARAŞÜTÜ AÇILMAYAN KIZINI KAYBETTİ
Vecihi Hürkuş’un öğrencilerinden biri de kızı gibi yetiştirdiği Eribe’ydi. Eribe, tek başına uçabiliyordu, paraşütle atlamayı öğrenmişti. 29 Ekim 1936 Cumhuriyet Bayramı’nda uçuşlar ve paraşüt gösterileri yapılacaktı. Atatürk’ün huzurunda yapılacak gösteride kızı (yeğeni) Eribe de paraşütle atlayacaktı. Ancak sabah erken saatte yapılan prova atlayışında paraşütü açılmadı ve 800 metreden yere çakıldı. Bilinci yerindeydi. Hastanede uzun ve ağır bir ameliyat geçirdi ama ertesi gün hayata veda etti. Vecihi Hürkuş kızının ölüm atlayışına tanık olmuştu.

Pilot, Tayyare mecmuasının kapağında. Tarih 15 Eylül 1925.

 

HÜRKUŞ HAVAYOLLARI ŞİRKETİ
1937’de devlet tarafından uçak mühendisliği eğitimi alması için Almanya’ya gönderildi. 1939’da Türkiye’ye geri döndüğünde Almanya’da aldığı diploma geçersiz sayıldı. Atatürk ölmüştü. Onun ardından havacılık da ölmüştü. Hürkuş artık CHP’den umudunu kesmiş, yeni kurulan Demokrat Parti’ye üye olmuştu. Bu arada İkinci Dünya Savaşı çıkmak üzereydi. 1940’lı yıllarda savaş yüzünden havacılık faaliyetleri asgariye düşürülmüştü. 1950’li yıllar Hürkuş için hayal kırıklığı oldu. Menderes hükümeti, Türk Hava Yolları’na önem veriyor, sivil havacılık sektörüne hiç aldırmıyordu. Hürkuş, Demokratlar’ın da ilgisini havacılığa çekememişti.
Hükümetten beklediğini bulamayan Hürkuş reklam uçuşları yapmaya başlamıştı. Uçağın kanatlarına bağlanmış bezler uçurarak deterjan reklamı, banka reklamı yapıyordu. Zirai ilaçlama uçağıyla tarlaları ilaçlıyordu.
1954’te Hürkuş Hava Yolları şirketini kurdu. Devlet Hava Yolları’nın (THY) demode bularak satışa çıkardığı sekiz uçağı, banka kredisi ile 58 bin liraya satın aldı. Bunlara BİS, HAD, GÜL, SEV, PER, ALİ, ERK, NUR isimlerini verdi. Şartnamede uçaklar ‘uçuşa hazır’ olarak satışa sunulmuştu. Ancak onları uçuşa elverişli hale getirmek için çok emek, zaman ve para harcadı. İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Aydın, Muğla, Milas, Zonguldak gibi yerlere artık tarifeli seferler başlamıştı. Önceleri önemsenmeyen Hürkuş, Devlet Hava Yolları’na artık ciddi bir rakip olmuştu.
Bu duruma daha fazla tahammül edilemezdi. Pistler devletindi, THY de devletin şirketiydi. Hürkuş’a pistlerde yer verilmemeye başlandı. Bu yüzden birçok hat iptal oldu ve sefer sayısı azaldı. Alan kiraları, sigortalar hızla yükseltildi. Türkiye’nin ilk özel hava seyahat şirketi böylece devlet eliyle boğulmuş oldu.

Vecihi XIV'ün, Kadıköy'de bir keresteci dükkânının çatısında imal edilmesi dönemin gazetesinde. Ağustos, 1930.

 

İNSANIN AY’A ÇIKTIĞI GÜN ÖLDÜ
Vecihi Hürkuş, 1916’dan 1966’ya kadar uçaktan inmedi. 102 tip uçakla uçtu. Hep uçtu. Eğitim, test, akrobasi uçuşları, av, keşif, planör, paraşüt eğitimi gibi her maksatla uçuş yaptı. Ama hayatının sonlarında çok sıkıntı çekti. Uçaklar yüzünden çok borca girmişti. Bu yüzden vatana üstün hizmet tertibinden verilen emekli maaşına bile haciz gelmişti. 16 Temmuz 1969’da Ankara’da anılarını yazarken beyin kanaması geçirdi. Hürkuş, insanoğlunun Ay’a ayak bastığı gece, Gülhane Askeri Hastanesi’nde son nefesini verdi.