BİYOGRAFİ & PORTRE

“Türkiye’nin daha fazla fanteziye ihtiyacı var”

Biri Türk, diğeri Hollandalı iki genç kadın. Dünyaca ünlü pek çok firmaya, birer ‘kültür tasarımcısı’ mantığıyla ‘imaj couture’ görsel tasarlıyor; her sene, güzelliği kadar mesajlarıyla da dikkat çeken bir görsel koleksiyon oluşturuyorlar. Türkiye’de, yurtdışındakine göre çok daha az tanınıyorlar. Ama siz onları tanıyın! İşte Pınar ile Vıola…

Nilay Örnek

Hollanda hükümetinin desteği
Pınar (sağda) ile ortağı Viola, son yedi senede, farklı projeleriyle her daim Hollanda hükümetinden fon almayı başarmışlar. Pınar “Çevrende bile çok kişinin hemen anlamadığı yepyeni bir şey yapıyorsun, Hollanda devleti sana inanıyor. O yüzden yaklaşık Konya kadar ülkeden onlarca araştırmacı, bilim adamı, sanatçı ve tasarımcı çıkıyor” diyor.

 

Adı Pınar Demirdağ... Avrupa’nın ‘tasarım cenneti’ kuzey ülkelerinde bile dikkat çeken bir Türk tasarımcı. O, IKEA’ya tasarım yapan ilk Türk. 2017 yazından itibaren pek çoğumuz, onun ve ortağı Viola'nın tasarladığı desenlerin altında rüyalara dalacak, onlarla yolculuklara çıkacağız. Ama bu, onlar için ilk değil, son değil, çok sıradışı da değil. Çünkü bu iki genç kadın dünyaca ünlü pek çok firmayla çalışıyor, Avrupa ve ABD’de pek çok yere davet ediliyorlar. Eserleri müze ve özel koleksiyonlarda yer alıyor.
Son olarak ‘Healing Prints’ (İyileştiren Desenler) adlı ‘imaj serileriyle’ ses getiren Pınar ile Viola, ‘Digital Couture’ ve ‘Image Couture’ gibi pek de alışık olmadığımız iki kavram üzerine çalışıyor. Hayallerini, tepkilerini, bilgi ve eğitimlerini dikkat çekici görseller tasarlamak için kullanıyorlar.
Coşku ve enerjileriyle, yaptıkları işler aracılığıyla dünyayı daha iyi bir yer yapacaklarına yürekten inanıyorlar. İlginç olanı, onlarla tanıştığınız an, sizi de buna inandırıyorlar.
Biz de merak ettik… Kim bu iki genç kadın? Nasıl bir araya gelip, nasıl ilerlediler? ‘Digital Couture’ ya da ‘Image Couture’ nedir? Tasarım, sanat, moda ve imajlar dünyasında neler oluyor? Tüm bunlar, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için nasıl kullanılabiliyor? Hem bir dış bakışla yaptıklarını anlatmaya çalıştık, hem de ‘içeriden’ bilgi aldık; Pınar Demirdağ ile konuştuk.

SORU SORAN GÖRSELLER
Pınar Demirdağ 31, Hollandalı ortağı Viola Renate ise 34 yaşında. Paris’te Pinar&Viola adlı marka altında, ‘desen tasarımı’ yapıyorlar. Her yıl ‘görsel koleksiyon’ çıkarıyorlar. Ve siz o deseni alıp çeşitli koleksiyonlarda kullanabiliyorsunuz. ‘Couture digital’ adı verilen sanatı, bir ‘kültür tasarımcısı’ mantığıyla yapıyor; günlük hay-huylarda çok uç gibi duran, ama aslında önemli olan sosyokültürel olaylar üzerinden ‘yürüyorlar’. Yani onlarınki bir felsefesi ve derinliği olan, ‘konulu görseller’!
“Sevmek ne demek, çoklu sevgi-poliamori (tarafların bilerek girdiği çok kişili ilişkiler), politik seks skandalları, internette sevgi ne demek, başörtüsü ne demek” ele aldıkları konulardan bazıları.
Politik seks skandalları konulu bir havlu seti ya da ‘gelecek tipi aile, poliamori’ üzerine bir seramik set; ilginç yani…

SADECE GÜZELLİK YETMEZ
Yedi sene önce tanışmışlar. Viola, aslen ikisi de öğretmen olan bir sanatçı anne ile çoklu medya uzmanı bir babanın kızı. Pınar ise iş kadını bir anne ile iş adamı babanın çocuğu. İkisi de tanışmadan önce grafik tasarım okumuş; Pınar Fransa’da, Viola Hollanda’da. Pınar, daha önce İstanbul’daymış; Saint-Joseph Lisesi mezunu.
İkisi de okullarında görsel olarak çarpıcı, çekici işler yapmayı öğrenmişler; fakat ‘güncele değinmeyen, sosyokültürel olarak insanlara dokunmayan güzel görselli işler’, ikisine de sığ gelmeye başlamış. Viola, okulun ardından Paris’te bir sene çalıştığı ajansı, Pınar da Fransa’daki okulunu yarıda bırakmış. Sonra aynı okula, Amsterdam’daki Sandberg Instituut’a başlamışlar.
Pınar, “O ana kadar bildiğiniz her şeye bir format atıyorlardı sanki… Sosyal hayata, politikaya dokunan sanat ve tasarım fikirleri filizlendiriyorlardı insanın zihninde” diye anlatıyor okulu. Pınar ile Viola, tasarım bölümünde, bir sene aynı sınıfta, birbirleriyle hiçbir ilişki kurmadan okumuşlar. Birkaç kelimeyi geçen ilk muhabbetleri, Berlin’e yapılan bir okul gezisinde Pınar’ın baktığı kahve falıyla başlıyor. Pınar o falda, Viola ile isimlerinin bir araya geleceğini görüp söylüyor. Durumla dalga geçiyorlar ancak, dört ay kadar sonra bir okul projesinde birlikte çalışmaya başlıyorlar.

ÜTOPİK KAOS
İlk işbirliklerini şöyle anlatıyor Pınar:
“Şovun adı ‘Utopian Grids’di (Ütopik Şebekeler/Sistemler). Öğrencilerden gelecekteki zorlama, baskı, bilumum kentsel ve politik sistemleri görsel olarak canlandırmaları istendi.
Ben ve Viola, negatif olarak başlayan bir senaryoya katkımız olsun istemedik. İşimizin adına da ‘Utopian Grids’ yerine ‘Utopian Chaos’ (Ütopik Kaos) diye bir başlık koyduk. Şu anda yaptığımız gibi gelecek için açık fikirli, görsel olarak çekici ütopik bir senaryo kurduk. ‘2100’de tüm Avrupa birleşip, birbirini kabul edip, Europolis’e dönüşecek’ dedik! Mesajlarımızdan oluşan tişörtler yapıp, Çingene sokak satıcıları tuttuk. Onlar da sergi alanına girerek ‘gelecekten gelen’ bu tişörtleri satmaya başladı. Şampanya içen kesim ilk önce rastalı, pasaklı sokak satıcılarının sattıklarını almak istemezken bunun bir sanat performansı olduğunu öğrenince bu tişörtleri kapış kapış aldılar.
Bu, birlikte ilk projemizdi; şu an da hâlâ bizim bir nevi anayasamız. O projeyle ortaya koyduğumuz ideoloji, performans ve tasarımları bugün sadece daha büyük boyutlarda, farklı ülkelerde, farklı sektörlerden dünyaca ünlü markalar ya da kişiler için yapıyoruz.”

SİNAGOG CAMINDAN VİDEO KLİBE
İlk işleri Hollanda’daki bir sinagogun vitray camlarının tasarımıymış. İşler birbirini kovalamış. Bloomberg Businessweek’teki bir makale için yaptıkları illüstrasyon çok beğenilmiş olacak ki, o dönem derginin sanat yönetmeni olan Richard Turley, aynı titr ile MTV’ye geçince onlardan bir çalışma daha istemiş. Hani MTV’de, klipler arasında çıkan o efsanevi/renkli videolardan. Tabii onlarla büyümüş iki genç kadın için böyle bir şey tasarlamak bir hayal gibi. Aynı şekilde Adidas’la da çalışmışlar. Türkiye’de de Seranit için önemli bir desen çalışması yapmışlar. Pınar ile Viola’nın işleri arasında video klipler de var. Amerikalı DJ, müzik prodüktörü ve söz yazarı Diplo ve Hollandalı müzisyen Sofie Winterson çalıştıkları isimlerden. Eyfel Kulesi’nin dibinden, Saint Michel Çeşmesi’nin içine, Paris sokaklarını çöpler ve plastiklerle doldurdukları, Winterson’u o çöpler içinde hazine arayan bir maceraperest, şehir avcısı gibi gösterdikleri klip de epey konuşulmuş. Riskli, başına buyruk, cool ve farklı.

 

Gelecek yaz konuşulacaklar Pinar&Viola’nın işlerini 2017 yazında daha sık göreceğiz.

 

NEDİR BU ‘DİJİTAL COUTURE?
Yaptıkları işin özü olan ‘dijital couture’ çoğu kimse için yepyeni bir kavram. Pınar bunu şöyle açıyor: “Biz hazır giyime değil de, zanaatın, elde yapımın, uzun zaman alan değişik tekniklerin bir arada kullanıldığı haute couture’a yakınız. Hedef, bakana hayal kurdurmak, onu başka alemlere götürmek. Yapılan ve ortaya çıkan iş dijital ama yapılma tekniği couture… Yani ‘couture’, ‘haute couture’den geliyor. Dijital alemde amaç, en hızlı şekilde bilgi akışını sağlamak, en net şekilde iletişim kurmak. Bizim işlerimizde ise amaç, bir Rönesans ressamının sabrıyla, piksel piksel güzellik, çekicilik yaratıp aynı zamanda insanları düşündürmek, yarattığımız fantezi senaryolarıyla daha pozitif gelecek hayalleri kurdurmak. Elde çizilen işleri, portre ve el boyamalarını video, 3D, VR, print gibi yöntemlerle dijital olarak işliyoruz. Süslemeye farklı bir saygınlık, dijitale tam anlamıyla insan eli getirdiğimizi düşünüyoruz. ‘Dijitalin’ yanına ‘couture’ gelince tasarım, Ankara’da bir devlet binasından Topkapı Sarayı'na dönüşüyor. Fonksiyonelliğin üzerine, daha fazla el emeği, güzellik ve çekiciliğe verilen önem ekleniyor; fantezi kurduran bir eser haline geliyor.”

DÖRT DEĞİŞİK DÜNYA
Pınar ile Viola, bir yıl önce IKEA’nın yaratıcı tasarım ekibinin başındaki Henrik Most’tan “İşlerinizi beğeniyoruz, bizim için de tasarlar mısınız?” diyen bir e-posta alıyor. Dört değişik dünya istiyor IKEA onlardan: “Ormandaki mistik canlılar, güzel alien (yaratık), ‘the bird and the bees’ (bu İngilizcede çocuk dilinde sevişmek için kullanılan bir terim; aganigi yapmak misali), Gaudi seramikleri ile bir arada alien zürafa. Pınar ile Viola’nın tabaktan çarşafa, çantadan tişörte pek çok tasarıma can veren desenleri 2017 yazında tüm dünyada satılacak.

NAZAR BONCUĞUNUN GÖZÜ
Bakış açılarını anlatmak için, bu tasarımları nasıl tarif ettiklerini dinlemek lazım… İkilinin yeni desenlerinde baskın olan ‘gözler’in çıkış noktası nazar boncuğu. “Nazar boncuğuna o kadar anlam yüklüyoruz, ondan o kadar çok şey bekliyoruz ki… Bu sefer biz ona bir şey katmak istedik, onu doğaya sokmak istedik” diyor Pınar. Yeni tasarımlarıyla uzaylılardan mitolojik canlılara, hayvanlardan kült objelere pek çok şeyi kucaklamaya çalıştıklarını söylüyor.

 

 

Kıyafetten ev tekstiline Pinar&Viola’nın dijital couture kavramı ile yaptıkları çalışmaları tişörtten çarşafa pek çok üründe görmek mümkün. İşlerini toplayan koleksiyonerler de var,
günlük hayatlarına bu işleri taşıyabilen sıradan insanlar da…

 

TÜRKİYE KOLEKSİYONERLERİ
Başörtüsü onlar için politikacıların elinde çekiştirilenden öte bir mevzuu. Bu ‘özel alana’ farklı baktıkları Diva Opaque (Gizemli Divalar) adlı bir koleksiyonları var. “Özel alan özel olmalı” diye yola çıkıp çarpıcı bir dizi fotoğrafı bir dolabın içine yerleştirmişler. Fotoğrafları dolabın kapağını açınca görüyorsunuz. Diva Opaque adlı koleksiyonu Mustafa Taviloğlu (bk. Mudo) almış.
Bu fırsattan istifade “Türkiye’de ne kadar tanınıyorsunuz?” diye soruyorum. Çok tanındıklarını düşünmüyorlar. Sergi, konuşma ve işbirliği teklifleri daha çok ABD ve Avrupa’dan.
Ama... dDf (Dream Design Factory) adlı yaratıcı bir firmanın kurucusu olan Arhan Kayar onlar için önemli. Kimse onları tanımazken Kayar işlerini almış; ‘Scandal Aqua’ koleksiyonu ile ‘Polyamory limoges’ tabaklarını… Türkiye’deki ilk sergilerini de Pilevneli Project sergi alanında yapmışlar, Murat Pilevneli ile çalışmaya devam etmek istediklerini de belirtiyorlar. ‘Çok yönlü’ bir yaratıcı adam olan Levent Erden ile şirketi ve Türkiye’deki menajerleri olan arkadaşları Tuba Ünsal onlar için önemli.

MODA ÖNEMLİ, ÇÜNKÜ…
Peki, grafik tasarım temelli bu iki kadın sanatçının modaya odaklanışı nasıl olmuş? “Sandberg Instituut’te okurken modanın, sanatın pek çok dalından daha fazla dikkat çektiğini, yüceltildiğini ve manşetlere çıktığını düşündük. Moda geleceğin koleksiyonlarını gösteriyor, yarının anahtarını elinden tutuyor, 7’den 70’e her kültürle bir şekilde bağ kurabiliyor, çünkü öyle ya da böyle hepimiz giyiniyoruz. Moda, giysilerden öte ve hatta özellikle, bir fikir! Biz de modanın karizmasından yararlanıp pozitif mesajlarımızı büyük kitlelere ulaştırmanın üzerinde durduk, o zaman da ‘digital couture’ ve düzenli olarak imaj koleksiyonları çıkarma fikri doğdu.”

 

Para kazanmak ayrı sanat
“Daha iyi bir arkadaş, yönetici ve tasarımcı olmayı öğrendim ama para kazanmayı öğrenemedim” diyen Pınar Demirdağ, altı ay kadar önce bir formül bulmuş. Bir iş geliştiriciyle, bir de sergi-konferans menajeriyle anlaşmışlar. Biri müşterilerle, diğer kişi de küratör ve müzelerle ilişki kurunca kendilerine daha çok vakit kalmış.

 

‘ŞİFA HEPİMİZE LAZIM’
“Moda tasarımcılarının çıkardığı koleksiyonlar misali stüdyomuz da geleceğin özlemleri, görselleri, trend ve kavramları üzerine imaj koleksiyonları çıkarıyor. Koleksiyonlar genellikle güncel sosyokültürel konulardan ilham alıp, yarının arzularına hitap ediyor. Bu senenin konusu ise şifa, iyileştirmek… Batı’nın şu günlerde şifaya çok ihtiyacı var. Politik nedenlerle oluşan baskılar, terör, yozlaşma, doğanın altüst olması, sağduyunun azalması gibi durumlar… Ve bunlara karşı bireylerdeki uyanma ve farkındalık... Biz de bu yeni bilinçten esinlenerek bir ‘Healing Prints’ yani ‘İyileştiren Desenler’ koleksiyonu yapmak istedik” diyor Pınar.

İSTANBUL’A DA GELECEKLER
Üç ay içinde beş büyük sergileri var. Eylül ayında New York’ta iki farklı sergi alanında, kasımda Paris’teki UNESCO binasında… İki sergileri de İstanbul’da olacak. İstanbul’daki sergi ile iki konuşma, İstanbul Tasarım Haftası’nda, hem IKEA ile hem de ‘Healing Prints’ için yapılacak.
Pınar, “Türkiye ile ilgili bir koleksiyon yapsan nasıl bir şey olur?” sorusuna “Büyük bir ihtimalle eğitim üzerine olurdu. Şifa, eğitimde. Eğitimi, öğretmen olmayı ilgi çekici bir hale getirecek bir koleksiyon…” yanıtını veriyor.
Ona Viola’yla yaptıkları TExReset konuşmasının ana teması olan ‘Kendi uzmanlığını yaratmak’ konusunu da soruyorum. “Müthiş bir şey; bir hayal kuruyorsun ve o hayalin gerçek olduğuna inanıyorsun. Bence ona inanman için de çevrendeki pek çok şeyden rahatsız olman gerekiyor. Biz de moda, medya ya da politikanın manipüle ettiği görsellerden kendimizi korumak için, rengârenk, manalı ve çekici bir hayal dünyası yarattık. Ve bu enerjimiz bizi aynı hayale inanan başka insanlarla tanıştırdı. Kendi uzmanlığını yaratmak, fanteziyi biraz işin içine katmak bence. Eğer fanteziyi işinin ana öğesi haline getirirsen hep genç, hep çocuksu kalabiliyorsun. Ve bence Türkiye’nin şu an hiç olmadığı kadar çok fanteziye ihtiyacı var” diyor.