BİYOGRAFİ & PORTRE

Ve seslendiren Ferdi Tayfur

Tarihimizde iki Ferdi Tayfur var. Biz ilk ve asıl olanı anlatacağız. Türkiye’nin ilk dublajcılarından, Lorel-Hardi seslendirmelerinin unutulmaz yaratıcısı, sinema oyuncusu, ‘one man show’un babası, yönetmen Ferdi Tayfur’u. Ne sesi, ne görüntüsü bugünlere kaldı doğru dürüst. Ama tarihin, özellikle de sinema tarihinin bir sayfasında tıpkı kız kardeşi Adalet Cimcoz gibi onun da adı olmalı, hatırlanmalı.

Gökhan Akçura

Dönemin jönü
Ferdi Tayfur, 'Milyon Avcıları' filminde Türkiye'nin ilk güzellik kraliçesi Feriha Tevfik ile oynadı, 1934.

 

Ferdi Tayfur’un hikâyesi, Osmanlı’nın son yıllarında, Boğazlar komutanlığı yapan babası Miralay Hüseyin Tayfur Bey’in görev yeri Çanakkale Kilitbahir’de başlar. Tıpkı kız kardeşi çevirmen, dublaj sanatçısı, yazar, eleştirmen Adalet Cimcoz gibi. Ama aile sıralamasında 1904 doğumlu Ferdi, ortanca kardeş olarak Adalet’ten önce gelir.
Babaları, Balkan Savaşı’na katılınca, sonradan Müslüman olup Aliye ismini alan Alman kökenli anne çocuklarını toplayıp, İstanbul'a göç eder. Kocamustafapaşa Sancaktar'da üç katlı, büyük bahçeli bir eve yerleşirler. Adalet Cimcoz’un anlattığına göre, okul yıllarında kardeşleri Ramazan geceleri evde ya Karagöz oynatır ya da perdede renkli resimler gösterirler. Seslendirme işi Ferdi'nindir. Resimlerdeki tavukları, horozları konuşturur, herkesi güldürür. Ağabeyi ile okul müsamerelerinde de rol alırlar. Hayri duygulu delikanlıları canlandırırken, Ferdi hırçın, hain, kötü evlat olur nedense. Oysa bütün yaşamı boyunca herkese karşı da çok saygılı olmuştur. Çok meraklıdır, her şeyi öğrenmek ister. Babası aynı zamanda Rüfaî şeyhidir. Haftanın belli bir günü tekkeye giderler. Parmak kadar çocukken tören günlerinde asker giysileri giyen iki kardeş, tekke günlerinde de sırtlarına ‘çile’ dolduran arakiyeli derviş giysileri geçirir. Hayri önemsemez bu işi ama Ferdi çok ciddiye alır. 'Şerbetlenme' günü gelip çatınca Hayri kaçar, Ferdi Şeyh efendiden şişi yanağına yer. Ferdi'nin iki yanağından geçen şişle direğe çakılı kaldığını gören annesi, 'kafes' denilen kadınlar bölümünde düşüp bayılır! Ama sonraları Almanya'da öğrenim görürken bu Rüfai hünerleri işine yarar Ferdi'nin. Yanağına bir sürü kancalı iğne geçirir, cam kırıkları yer, ağzından alevler çıkarır, öğretmenlerini, arkadaşlarını şaşırtır. 'Der Fakir' adını takarlar ona.
Ferdi, zamanın modasına uyup 1916’da gittiği Almanya’da altı yıl mühendislik eğitimi görür. Sonra Türkiye’ye dönüp Şark Demiryolları Kumpanyası’nda evrak memuru olur. Ama elbette bu iş onu tatmin etmez. Yine yurtdışına çıkar. Sofya’da manyetizma gösterileri yapan Profesör Mardi ile çalışır. Bu gidiş gelişler 1923 yılına kadar devam eder. İstanbul’a döndüğünde, dönemin en ünlü sinema oyuncusu Rudolph Valentino ayarı yakışıklılığı can yakan 19 yaşında bir gençtir. Türkçe'den başka Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmektedir. Gözü de sinemadadır.

SESLENDİRME SİHİRBAZI
Ferdi Tayfur sinemaya ilk adımı, bir İngiliz filmine (‘Tell England’) parçalar ekleyerek oluşturulan Çanakkale filmindeki rolüyle atar. Muhsin Ertuğrul onu keşfedince art arda filmlerde rol alır: ‘Bir Millet Uyanıyor’ (1932), ‘Cici Berber’ (1933), ‘Milyon Avcıları’ (1934), ‘Leblebici Horhor Ağa’ (1934), ‘Güneşe Doğru’ (1937), ‘Şehvet Kurbanı’ (1940), ‘Nasreddin Hoca Düğünde’ (1940-1943). Daha sonra da ‘Deniz Kızı’ (1944), ‘Senede Bir Gün’ (1946-47), ‘İstiklal Madalyası’ (1948) isimli filmlerde rol alır. Ayrıca Almanların Türkiye'de çevirdikleri ‘İstanbul'da Kız Ticareti’, ‘Boğaziçi Şarkısı’ ve Amerikalıların ‘Yakubun Kuyusu’ (MGM) filmlerinde de oynar.
Ama Ferdi Tayfur sinema alanındaki asıl şöhretini dublaj yönetmenliği yaptığı dönemde kazanır. O zamanlar dublaj piyasasına hakim olan tiyatrocuların ağdalı konuşmalarının yerine, süsten arınmış, günlük konuşma dilini yerleştirir. Kendi yaptığı seslendirmelerle büyük ün kazanan Tayfur, birçok kişinin de dublaj sanatçısı olmasına önayak olur. Aralarında dönemin en ünlü kadın sesi olarak isim yapacak, kızkardeşi Adalet Cimcoz da vardır. Mücap Ofluoğlu, Tayfur'un dublaj yeteneğini şöyle aktarır: "Ferdi, çok kez önündeki Fransızca, İngilizce senaryodan o anda, dublaj sürerken çeviri yapar ya da filmdeki parçayı dinler, Türkçeleştirirdi. Almancası ana diliydi. ‘İstanbulluca’yı, Osmanlıcayı esprisi ile bilirdi. Azınlık taklitlerini ve Anadolu ağzını yerinde, iyi kullanırdı. Etkili bir sesi, doğal bir konuşması vardı. Bizim kuşak, Ferdi'nin dublajlarından çok etkilenmiştir."
Seslendirmelerde tiyatro sanatçılarıyla çalışmaktan pek hoşlanmayan Tayfur, bunun nedenini şöyle açıklar bir röportajda: "Dublajda muhakkak ki yalnız bu sahada çalışanlar daha çok muvaffak oluyor. Çünkü tiyatro konuşma tarzı ile film konuşma tarzı birbirini tutmaz. Tiyatroda kelimelere sun'î birer eda verilebilir, fakat fiil böyle değildir. Orada her konuşulan kelimenin perdedekinden çıktığı kanaati seyirciye verilmelidir. Biz bunun için de daha ziyade roldeki artistin bünyesi, yaşı ve daha birçok hususiyetlerini nazarı itibara alarak ve hatır gönül düşünmeden, rolü en muvafık artiste veririz. Bundan dolayı da Türkçeleştirdiğimiz filmler daima memnuniyet uyandırmaktadır."

 

Parlak günler (Soldan saat yönünde)
Çocukluk fotoğrafında en solda Ferdi Tayfur, ortada kız kardeşi Adalet (Cimcoz), sağda ağabeyi Hayri.
Söz Bir Allah Bir' filminde, daha sonra eşi olacak Melek ile.
Yine kardeşleri ile. Başını kız kardeşi Adalet'in omzuna dayayan Hayri Tayfur, ayakta duran Ferdi Tayfur.
Ferdi Tayfur’un seslendirdiği bir Lorel-Hardi filminin el ilanı.
Yaşamının son yıllarında ikinci eşi Nedret Hanım ile.
Son fotoğraflarından biri, 1957.
'Leblebici Horhor Ağa' filminde Feriha Tevfik ile, 1934.
'Nasrettin Hoca Düğünde' filminde, elinde Lorel-Hardi bebekleriyle.

“NASILISINIZ MI?”
Ferdi Tayfur, özellikle ses verdiği komik karakterlerle büyük ün kazanır. Bu karakterlerin orijinal kişiliklerini ve sözlerini bir kenara koyar, onlara yeni kişilikler ve konuşmalar yazar. Yani bir anlamda adaptasyon yapar. Tayfur'un seslendirmeye başladığı yıllarda Stan Laurel ve Oliver Hardy (Lorel-Hardi) Türkiye'de de gözde komiklerdir. Fakat Amerikan esprileri Türk seyircisinin hoşuna gitmez. Tayfur'a "Bu iki komikten birini konuştur" derler. Tayfur ne yapacağını düşünürken, Robert Kolej'de tanıdığı Amerikalı bir öğretmenin bozuk Türkçesini hatırlar. Bu kişi “Nasılsınız?” yerine “Nasılısınız mı?” der örneğin. Tayfur'un hareket noktası da bu ‘mı’ olur. Üstelik karakterlerin birini değil, ikisini de kendisi konuşturur. Lorel-Hardi'yi, Arşak Palabıyıkyan ile Groucho Marx, Kayserili pastırmacı Yani Babanoğlu (Eddie Cantor) takip eder. Tayfur, bu sanatçıların esprilerini Türkçeleştirmekle kalmaz, tiplerini de Türkiye’ye uygular.
1938 yılında kendisiyle röportaj yapan Foto Magazin dergisi muhabirine Lorel-Hardi seslendirme serüvenini şöyle anlatıyor:
- Lorel-Hardi'yi bu Amerikan şivesiyle Türkçe konuşturmak nereden aklınıza geldi?
- Onların hareketlerinin komikliğine biz, bir de şive, yani ses komikliği katmak istedik de... Yoksa hoşunuza gitmiyor mu?
- Hayır, bilakis pek beğeniyorum. Söyledikleriniz kelime kelime tercüme midir? Yoksa irticalen mi söylersiniz?
- Azizim; evvela kelime kelime 'motamot' tercüme etmek istedimse de, sonra kendi bulduğum esprileri onların ağız hareketlerine ve jestlerine uydurmak çok daha iyi oldu. Mesela bir filmlerinde Galata Kulesi'nin gölgesini satın alırlar, bir diğerinde Hardi bir işle meşgul olurken "Anam olasın Ömer" şarkısını mırıldanır, Lorel de "Bayan Safiye'ye (Ayla) rekabet mi edeceksin?" diye sorar. Daha birçok bu kabil yerli uydurmalarımız var tabii...
Tayfur, sadece bu tür komedileri seslendirmekle kalmaz. İpek Film stüdyolarında dublajı yapılan birçok filmde onun sesi karşımıza çıkar. Örneğin ‘O Kadın Benimdir’ filminde Spencer Tracy'nin ağzından Hedy Lamarr'a ilanı aşk ederken, ya da bir başka filmde ganster olarak kötülüklerini itiraf ederken rastlayabiliriz. Eski filmlerde Clark Gable'ları, Roman Navarro'ları, Gary Cooper'ları hep onun sesinden duyarız.

 

Karı koca Tayfurlar
Ferdi Tayfur, ilk eşi Melek Kobra ile, 1935.

 

MELEK İLE TANIŞMASI
Ferdi Tayfur 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Söz Bir Allah Bir’ filminde, daha sonra eşi olacak Melek Kobra ile tanışır. Operet yazarı Muhlis Sabahattin’in kızı Melek’le Ferdi kısa sürede sevgili, ardından da karı-koca olurlar. Ama Tayfur'un önemli bir sorunu vardır; uyuşturucu tutkunudur. Beraberlikleri sırasında Melek de eşi gibi uyuşturucuya alışır. Üç yıl sonra ayrılırlar. Melek’in güçsüz düşen vücudu vereme teslim olur. Çok genç yaşta yaşama veda eder.
Tayfur'un yaşam öyküsünde uyuşturucu ile ilişkisi önemli bir yer tutar zaten. Yaşamının epey kısa sürmesi, yeteneklerini gerektiği ölçüde ortaya koyamamasının nedenleri hep buna bağlanır. Uyuşturucu ile nasıl tanıştığını kızkardeşi Adalet Cimcoz şöyle anlatır:
"Almanya'da sekiz yıl kaldı... O zamanlar Gezginci Kuşlar adı altında bir gençlik topluluğu vardı Almanya'da. Ferdi hemen bu topluluğa girmiş, dağ tepe yürüyüşlere katılarak doğayı tanımaya koyulmuştu. Tatillerde torbasını sırtladığı gibi haftalarca ormanlarda yaşardı. Pırıl pırıl dönmüştü İstanbul'a. Sonra bir Rus dansöz ona tütünü de beyaz zehiri de tattırmıştı. Kadınlardan yana mutsuzdu; tanıdığı kadınların hemen hepsi aldattı Ferdi'yi. Tütün ve zehir daha vefalı çıkmıştı; kurtaramadı kendini bu iki kötü alışkanlıktan."
1935-36 yıllarında Tayfur'la arkadaşlık yapmış Emin Erer ise bu konudaki bir anısını şöyle anlatır: "Bir gün dublaj yaparken çok kötüydü Ferdi. Meğer kafası yerinde değilmiş. Saat 08:30’da yemek paydosu verdik. Adalet (Cimcoz), 'Şunu Tophane'ye götür’ dedi. Ben bilmiyorum bunun anlamını, ama sezdim durumu. Ferdi'yle gittik Tophane'ye. Bir kapıyı çaldık, içeri girdik. 10 metreye 20 metre bir salon. Etrafı peykelerle çevrilmiş. İçine odun kömürü, üstüne de afyon konmuş bir kabak var ortada. Peykede oturanlar sırayla nefes çekiyorlar bundan. Bir seans 25 kuruş. Kabak bitene kadar. Kabak üç tur dayandı. Üç derin nefes aldı Ferdi. Ben sadece seyrediyordum. O kendine geldi ama, ben dumanaltı olduğum için bayılmak üzereydim. Hemen beni dışarı çıkardılar. Kendime geldim. İşe dönüp, dublaja devam ettik." Bu yıllarda gazete sütunlarında eroin ve kokain tutuklanmalarını aktaran haberlerde sık sık Tayfur'un da adı geçer. 1935 yılında mahkeme tarafından “Eroine iptila derecesinde düşkün olduğu anlaşıldığından kendisinin altı aydan az olmamak üzere hastanede nezaret altında bulundurulmasına” karar verildiğini görürüz.

‘FERDİ TAYFUR KAHKAHALAR GECESİ’
Yine de çalışmayı hiç bırakmaz. 1940'lı yıllarda bazı filmlerin yönetmenliğini de yapar. Önce Muhsin Ertuğrul'un başladığı ‘Nasrettin Hoca Düğünde’ (1940-43) filmini tamamlar. Daha sonra ‘Senede Bir Gün’ (1946-47), ‘İstiklal Madalyası’ (1948), ‘Kerim'in Çilesi’ (1947) ve ‘Öldüren Sır’ (1954) filmlerini yönetir. Ama bu yıllarda esas ününü, sahne üstündeki ‘one man show’ gösterileriyle kazanır. Dublajda kazandığı ünü aynı ögeleri kullanıp şovmen olarak perde önüne taşımıştır. Kendisi buna “Modern meddahlık” demektedir. İstanbul’daki gösterilerin çoğunun açılışını Tayfur yapar. Zaman zaman ünü sanatçıların önüne geçer, gazete ilanlarında adı onlardan büyük puntolarla yer alır. Örneğin bir Ramazan gecesi, Tepebaşı Bahçesi’nde İsmail Dümbüllü Topluluğu sahne alırken, ilanda Ferdi Tayfur’un adı öne çıkmakta ve şöyle sunulmaktadır: “Meşhur meddah Kazlum tarafından eski devre ait monologlar: Ferdi Tayfur.” Ya da bir Münir Nureddin konserinde, yine koca puntolarla, “Umumi istek üzerine Ferdi Tayfur, Lorel-Hardi, Arşak Palabıyıkyan ve Balıkçı Osman’ın ikinci programını takdim edecektir” denmektedir. Bazı geceler açık hava bahçelerinde, plaj gazinolarında tek başına, ‘Ferdi Tayfur Kahkahalar Gecesi’ namıyla sahne aldığı da olur. İşbilir organizatörler onu Anadolu’da turneye bile çıkarır. Bu tür şovmenlik işleri giderek caz konserlerine kadar uzanır. Dönemin caz müzisyenleri de Ferdi Tayfur’un sunuşuyla sahne alır.
Yaşamının son altı yılında rahatsızlığı dolayısıyla dublaj sahasından ayrılan Tayfur, ikinci evliliğini yapar. O yılların dergilerinde yer alan röportajlarda şöyle denmektedir: "Dünyanın en büyük aşkı Ferdi Tayfur ile Nedret Tayfur arasındaki aşk; ikinci büyük aşkı da İran Şahı ile Süreyya arasındaki aşktır." 1958 yılında ölümünün ardından Hayat dergisinde yayımlanan bir yazıda ise, bu sözler hatırlatılarak şu satırlara yer verilir: "14 Mart'ta dünyanın ikinci büyük aşkı ayrılıkla neticelendi (Şah’ın Süreyya'dan ayrılması kastediliyor). Kim bilirdi ki bunu 22 Mart'ta Ferdi Tayfur'un ölümü takip edecek ve dünyanın birinci aşkı da toprağa karışacaktı." Bu romantik sunumun arkasında aslında acı bir gerçek vardır: Uyuşturucu tutkusundan kurtulamayan Ferdi Tayfur Bakırköy Akıl Hastanesi’ne yatırılmış, son nefesini burada vermiştir.