DÜŞÜNCE

Vedat Türkali’ye saygı duruşu

Arkasında onlarca roman, tiyatro oyunu, yüzlerce şiir bırakmadı. Ama bıraktıkları Türk edebiyatının en önemli köşe taşları arasında yerini aldı. Türkçe’nin koca çınarı Vedat Türkali’yi, hayatının köşe taşlarında saygıyla anıyoruz.

Eren Başağan / Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

Vedat Türkali Külliyatı: Bitti Bitti Bitmedi, Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Tek Kişilik Ölüm, Güven (2 Cilt)
Yalancı Tanıklar Kahvesi, 141. Basamak, Bu Ölü Kalkacak, Üç Film Birden, Eski Filmler, Dallar Yeşil Olmalı, Eski Şiirler Yeni Türküler
Bu Gemi Nereye, Savunmalar, Yanıtlar

 

13 Mayıs 1919: Gerçek ismi Abdülkadir Demirkan’dı. Samsun’da şehir merkezine hayli uzak, yoksul Kökçüoğlu Mahallesi’nde doğdu. Üç kızın ardından gelen oğlan tüm aileyi sevince boğmuştu. Ablaları biraz yoksulluktan, çokça da muhafazakârlıktan ilkokul ikiden fazla okumamıştı ama en büyük ablasının okuma tutkusu sayesinde Abdülkadir, edebiyatla tanışmış ve okumayı sevmişti. Ortaokuldaki edebiyat öğretmeni de bu tutkuyu besledi. Onun sayesinde sonraları kendisinin de aralarına katılacağı Nazım Hikmet, Necip Fazıl gibi edebiyatın devleriyle tanıştı. Ama hayatını değiştiren, lisede arkadaş olduğu ‘Komünist Memet’ oldu. Samsun Gazi Kütüphanesi’nde tanıştığı TKP’ye yakın Sefer Aytekin de bilinçlenmesine yardım etti. Samsun, onun için yalnız kendi doğum yeri değil, edebiyatla kopmaz bağının da, son nefesine kadar vazgeçmediği devrimciliğinin de doğduğu yer oldu.
1937: Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi.
1942: Üniversiteden bu yıl mezun oldu. Lise son sınıftan bu yana büyük bir aşkla sevdiği eşi Merih ile de aynı yıl evlendi. Üniversitede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bursuyla okuduğu için önce Maltepe Askeri Lisesi, sonra da Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı.
1944-50: İkinci Dünya Savaşı sonrası baskı yıllarıydı. Aralarında ‘İstanbul’un da olduğu ilk şiirleri, devrimci sanat çevrelerinde el altında dolaştırılıyor, kendisi de devrimcilerin toplantılarına katılıyordu.
1951: Siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanıp tutuklandı. Askeri mahkeme dokuz yıl hapis cezasına çarptırdı. Ancak yedi yıl sonra şartlı tahliye edildi. Artık öğretmenliğe geri dönmesi mümkün değildi; yazar arkadaşı Rıfat Ilgaz ile Gar Yayınları’nı kurdu. Ancak yayıncılık onu hiçbir zaman heyecanlandırmadı. İçindeki ateşi tutuşturan sinemaydı çünkü. Bu yıllarda tanıştığı Yılmaz Güney sayesinde sinema çevrelerine girdi. Bu arada hapisten çıktıktan sonra ilk yaptığı şeylerden biri soyadını, ailesinin lakabı olan ‘Pirhasan’a değiştirmek üzere mahkemeye başvurmak olmuştu. Bir sonraki değişikliğe kadar o artık Abdülkadir Pirhasan idi.
1960: İlk senaryosu olan ‘Dolandırıcılar Şahı’nı yazdı.
1965: ‘Karanlıkta Uyananlar’ filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı.
1965-74: Toplumsal sorunlara odaklanan, gerçekçi yaklaşımıyla sinemaya bambaşka bir tarz getiren birçok senaryo yazdı; filmlerin teknik ekiplerinde yer alıp, üç filmin yönetmenliğini yaptı. Bununla da kalmayıp, sinema emekçilerinin örgütlenmesi için uğraştı. Senaryolarını yazarken, dikkat çekmemesi için Vedat Türkali takma adını kullanmaya da o sıralar başladı.
1970: İlk tiyatro oyunu ‘141. Basamak’ Ankara’da sergilendi.
1974: Hayatının, aslında okurları olarak –ne zaman doğmuş olursak olalım- asıl bizim hayatımızın gerçek dönüm noktası, ‘Bir Gün Tek Başına’ ile oldu. Türk edebiyatında yazılmış en iyi ilk romanlardan kabul edilen ‘Bir Gün Tek Başına’ bu yıl basıldı. Roman, 27 Mayıs askeri darbesi öncesinde, küçük burjuva bir aydının hayatında yaşadığı tüm çelişkileri, bunların onun ruhsal durumunu nasıl etkilediğini olanca çıplaklığıyla ortaya döküyordu. Ve Türkiye entelijansiyası onun yazdığı bu kitapla aynaya bakıyordu. Roman, aynı yıl Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü, 1976’da Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. 2016’da Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü’ne layık görüldü.
1976: Tiyatro oyunu ‘Bu Ölü Kalkacak’ İstanbul’da sahnelenirken yasaklandı.
1983: ‘İkinci romanı, neredeyse ilki kadar ses getiren ‘Mavi Karanlık’ raflara çıktı. 12 Eylül öncesinin siyasal ve toplumsal arka planını anlatıyor, dönemin tüm karanlık ve umutsuzluğunu yansıtıyordu. Bu arada Vedat Türkali de 12 Eylül’ün baskıcı yönetimiyle mücadele ediyordu. Bu süreçte Türk Yazarlar Sendikası (TYS), Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği'nin davalarından yargılandı.
1985: ‘Dallar Yeşil Olmalı’ adlı tiyatro oyununu yazdı. Oyun pek çok kez sahnelendi.
1989: Üçüncü romanı, ‘Tek Kişilik Ölüm’ yayımlandı. Ardından 10 yılı aşkın süre Londra’da yaşadı.
1999: Bugün de hâlâ tartışılan iki ciltlik romanı ‘Güven’i yayımladı. Pek çok otobiyografik öğe de barındıran ve Vedat Türkali’nin "‘Bir Gün Tek Başına’, bu kitabı yazmak için kullandığım bir müsveddeydi” dediği ‘Güven’ özellikle sosyalist çevrelerce, TKP tarihinin çarpıtıldığı eleştirilerine maruz kaldı.
2001: ‘Yeşilçam Dedikleri Türkiye’ basıldı. Onu üç yıl sonra ‘Kayıp Romanlar’ izledi. Vedat Türkali, hayatının sonuna kadar yazmayı hiç bırakmadı. 2009’da ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi’, 2014’te de ‘Bitti Bitti Bitmedi’ geldi.
29 Ağustos 2016: Yalova Devlet Hastanesi’nde 97 yaşında hayata gözlerini yumdu.

 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar