BİYOGRAFİ & PORTRE

Woody Allen: Dâhi mi, sapkın mı?

Son filmi ‘Café Society’nin vizyona girmesinin arifesinde, Woody Allen’ın, eski sevgilisi Mia Farrow’un evlatlık kızı Soon-Yi’ye âşık olup evlenmesi ve yedi yaşındaki üvey kızı Dylan’a taciz iddiaları ABD’de her zamankinden daha şiddetli bir tartışma konusu. Yoksa bugüne kadar izlediğimiz tüm Freudyen karakterlerin toplamı Woody Allen’ın ta kendisi mi?

Ali Tufan Koç

37 yıl psikanaliz Woody Allen 37 yıl boyunca psikanaliz yaptırmış biri. Psikanalize gitmeyi Soon-Yi Previn ile ilişkisi başlayınca bırakmış.

 

Kedi köpek sevmez, şimşekten ödü kopar, karanlığa gelemez, kapalı alanda kalamaz, çok konuşmaz, insan sevmez. Şekeri hep yüksektir. Kolesterolü her an fırlayabilir, ansızın panik atak geçirebilir. Kendisinin bile rahatsız olacağı derecede mızmız ve mıymıntıdır.
Asistanı yok, ofisi yok, yazar ekibi yok. Senaryolarını evinde, yatağının yanındaki çalışma masasında, daktilosuyla yazar. “Alman, markası Olympus. Yıllardır yazdığım her şeyi bu daktiloda yazdım. Tuttuğum notları kimse anlayamaz ” demişliği vardır. Tuhaflıkları, özel hayatıyla sınırlı değildir; koca Hollywood’u boydan boya kaplar. 40 küsur yıldır, ilk filminden bu yana aynı casting direktörüyle, Juliet Taylor ile çalışır misal. Oyuncu seçmeleri boyunca Woody, odanın bir köşesinde öylece oturur. Senaryo yok, prova yok. Oyuncuya şöyle bir bakması yeter. 10-15 saniye içinde oyuncu “Geldiğiniz için teşekkürler” denip uğurlanır. Woody’nin bu alışılmadık merasime mazereti hazırdır: “Benim onlara söyleyeceğim bir şey yok, onların bana söyleyeceği bir şey yok. Bakılmak için oradalar ve muhtemelen kendilerini şişman, çirkin hissediyorlar.”
İş, senaryo gönderim aşamasına gelince Woody’nin ekibinden biri, bizzat New York’tan kalkar, oyuncunun evinin bulunduğu şehre uçar. Sabah erken saatlerde senaryonun tek nüshasını elden, kapıdan teslim eder ve oyuncuya senaryoyu bitirmesi için akşam 5-6’ya kadar müddet verir. Bu esnada evin kapısında bekler. Oyuncunun senaryoyu birkaç gün elinde tutmasına, menajerine ya da başkalarına göstermesine/iletmesine izin verilmez. Senaryonun ucuna illa ki iliştirilmiş bir Woody notu vardır: “Josh selam, ben Woody. Beni hatırlarsın belki. ‘Melinda&Melinda’ diye bir filmde rol almıştın ya hani. O filmin yönetmeni bendim işte.” Ya da şöyle bir şey: “Merhaba Scarlett. Bu yaz Londra’da bir film çekiyorum. Nola Rice karakterini senin oynamanı isterim. Umarım senaryoyu beğenirsin. Beğenmediysen çöp öğütücü makinesine atman yeterli. Umarım bir gün birlikte çalışabiliriz. Büyük hayranınım.”

‘1 NUMARA’ TAKINTISI
Woody Allen’ı ‘Woody’ yapan özellikleri, en az yarattığı Oscar ödüllü karakterleri kadar karışık ve katmanlı. Bu yıl, 80’inci yaşı şerefine çıkan son biyografi kitabı David Evanier'ın ‘Woody: The Biography’, çocukluk travmalarına, aile ilişkilerine ve gençlik yıllarına odaklanıyor, bir dâhinin sapkınlık belirtilerini ya da bir sapkının dâhilik çıkışlarını tartışmaya açıyor.
Çoğu ikonik yazarın, sinemacının hikâyesinde olduğu gibi onunkinde de annesi başrolde. Huysuzluk ve acı mizah, anneden kalma kalıntıların, hatıraların toplamı. Doğma-büyüme Brooklynli Woody Allen, Almanya/Rusya/Avusturya göçmeni orta sınıf Yahudi bir ailenin tuhaf gözlüklü garip oğlu. Anne-baba ezelden kavgalı, geçimsiz. Aile sofrası karesinde küçük Woody, kitabı ve tabağıyla masada yalnız başına.
Anne, “Oğlan keşke daha sıcakkanlı olsaymış” diye hayıflanan ve bunu oğluyla da paylaşmaktan çekinmeyen bir figür. En büyük derdi, Yahudiliğe kendisi kadar bağlı olmayan eşinin sinagog yerine mahallenin karanlık tipleriyle beyzbol maçlarına gitmesi. Gün geliyor, sinagog kavgası yüzünden aylarca evde kimseyle konuşmuyor. Çabuk parlıyor, sürekli köpürüyor. Aynı zamanda en ufak yanlışta cezalandıran, tokadı indiren, hatta hızını alamayıp falakaya yatıran biri... Kelimelerle arası pek iyi değil. Sinirlendikçe komik benzetmeler yapıyor, sözcükleri birbirine karıştırıyor, bilinçsiz bir komedyene dönüşüyor.

 

Konuşulan kitap
Hakkındaki son biyografi kitabı, David Evanier'ın kaleme aldığı 'Woody: The Biography'

 

WOODY ADINI KÖPEKTEN ALMIŞ
Kuralcı, takıntılı, dırdırcı bu annenin çocuğu olmak Woody Allen’a koca bir kariyeri yaratacak malzeme vermiş. Takıntısı, kafa kâğıdından başlıyor. Sinema tarihinde 1 Aralık 1935 doğumlu Woody Allen diye kayıtlı olmasına rağmen, aslında Allen Stewart Konigsberg adıyla 30 Kasım’da doğmuş. Doğum gününü hep ‘birinci olmak, bir numarayla özdeşleşmek’ arzusuyla değiştirmiş. ‘Woody’ adını ise, lise yıllarında körkütük âşık olduğu fakat asla yüz bulamadığı aşkı Lisa’nın köpeğinden almış.

AŞK VARSA SUÇLULUK YOK
Çocukluk arkadaşı terapist Dr. Jerry Epstein, ‘dâhi’den çok ‘gönül serserisi’ unvanını yakıştırıyor Woody Allen’a. O kalın siyah çerçeveli gözlüklerinden hayata “Ben gerçeğim, sen gölge” anlayışıyla baktığını anlatıyor. Gerçek Woody, asla suçluluk hissetmez, pişmanlık duymaz, hata üstlenmez, hele söz konusu aşk olunca... “Karşındaki Woody ise her zaman hata sendedir, ortada yanlış varsa sorumlusu sensindir” diyor Epstein.
Bir başka eski dost/menajer Jack Rollins ise gençliğinde kızlarla ilişkisinin ne kadar da berbat ve acınacak durumda olduğunu anlatıyor: “Kızlara takıntılı derecede âşık olurdu. Çoğu da yüz vermezdi. Filmlerinde denk geldiğiniz tüm çift kavgaları, garip diyaloglar gerçek.”

AİLEDEN GELEN SUÇLAMALAR
Kariyerinin ve biyografinin esas kadını başka. 12 yıl birlikte olduğu, 12 filminde başrol verdiği, ikisi üvey (Dylan ve Moses), biri öz (Ronan) üç çocuğunun annesi: Mia Farrow. Farrow’un ısrarlarına, hatta dayanamayıp bizzat Allen’a evlilik teklifinde bulunmasına rağmen, Allen’ın evliliğe yanaşmadığı ilişkide, asıl kıyamet Farrow’un bir gün Woody Allen’ın çekmecesinde Farrow’un evlat edindiği kızı Soon-Yi’nin çıplak polaroid fotoğraflarını bulmasıyla kopar. 1993 yılında patlayan skandal, oğulları Ronan’ın velayet davası ve daha da ötesi Mia Farrow’un “Woody, yedi yaşındaki üvey kızı Dylan’a tecavüz etti” iddiasıyla bambaşka bir hikâyeye dönüşür.

OĞLU ASLINDA SINATRA’DAN MI?
Mahkeme yeterli delil olmadığı gerekçesiyle davayı düşürse de, Mia Farrow ile Ronan ve Dylan’ın farklı iddiaları da zaman zaman gündeme taşınır. Bu iddiaların genellikle Woody Allen’ın kariyerinin mühim anlarına denk gelmesi dikkat çekse de, söyledikleri yabana atılacak cinsten değildir.
Mia Farrow’un, Vanity Fair dergisine yakışır şıklıkta itiraflarda bulunması, “Ronan’ın babası belki de Woody değil Sinatra’dır, (eski eşi Frank Sinatra) kim bilir...” demesi, yakın dönem başarılı Woody Allen filmlerinden, Cate Blanchett’e Oscar kazandıran ‘Blue Jasmine’in gösterim haftasına denk gelir misal. Ronan, belki de ilk kez anneden gelen pasın taca çıkmasını seyreder, yine de konuyla ilgili tweet’ini bizden esirgemez: “E hangimiz Frank Sinatra’nın çocuğu değiliz ki?” Ronan Farrow’un fotoğrafı ile Frank Sinatra’nın bir gençlik karesini yan yana koyun. Ronan’ın soru tweet’ini yanıtlamak hâlâ serbest.

 

Karmaşık ilişkiler, muhteşem filmler
(Soldan saat yönünde) Woody Allen, tüm senaryolarını yazdığı emektar daktilosunun önünde, 1976.
Mariel Hemingway ile 'Manhattan' filminden bir karede, 1979.
'Bir Yaz Gecesi Seks Komedisi' filminde Mia Farrow ile, 1982.
İlk eşi Harlene Rosen ile. Evlendiklerinde Rosen 16 yaşındaydı.
Mia Farrow'u, evlatlık kızı Soon-Yi Previn için terk etti.
'Annie Hall' filminin bir sahnesinde Diane Keaton ile, 1977.
Mia Farrow, André Previn'den olan ikiz oğulları Matthew ve Sascha ile, 1971.

 

KIZINA TECAVÜZ MÜ ETTİ?
Mia Farrow’un, Allen’ın yedi yaşındayken tecavüz ettiğini öne sürdüğü kızı Dylan da 2014’te New York Times’a açık bir mektup yazar; yaşadığı travmayı tüm dünyayla, en ince ayrıntılarına kadar paylaşır. Bunun üzerine ağabey Ronan’ın zamanlaması tıpkı annesi gibi çarpıcıdır. 2014 yılında Allen’a ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ takdim edileceği Altın Küre Ödülleri gecesinde tweet’i elinde hazır, Allen adına ödülü alacak Diane Keaton’ın sahneye çıkmasını bekler: “Woody Allen’a saygı anını kaçırdım! Bir kadının yedi yaşında Woody Allen tarafından tacize uğradığını itiraf ettiği anı, ‘Annie Hall’dan önce mi gösterdiler yoksa sonra mı?”
Ronan’ın tepkisi dinmez, aksine artar. Üstelik sadece Allen ile sınırlı kalmaz. Hikâye bir Hollywood meselesine dönüşür. Bu kez tam da Allen’ın son filmi ‘Café Society’nin Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminden bir gün evvel Hollywood Reporter dergisinde konuk köşe yazarı olarak ‘Babam, Woody Allen ve Sorulmamış Soruların Tehlikesi’ başlıklı yazısı yayımlanır. Ronan’a göre Woody Allen isminin Bill Cosby’den hiçbir farkı yoktur. Medya bu ayıbı örtmek yerine üzerine gitmeli, susmak yerine sorulmaması gereken soruları daha çok sormalıdır. Louis C.K. ve Miley Cyrus gibi isimler, yedi yaşında üvey babası bildiği adamın tacizine uğramış bir kız için insanlıklarını kariyerlerinin önüne koymalı ve Woody Allen’ı boykot etmelidir.
Kız kardeşine her zaman inandığını yazan, babalarının gece yarısı gizlice odalarına sızıp baş parmağını kız kardeşine emdirdiğini asla unutmadığını paylaşan Ronan, nihayet istediği tartışma ortamını yaratır, dumanı hâlâ dinmemiş bir soruyu alevlendirir: “Neden Hollywood hâlâ Woody Allen ile çalışıyor?”

SUSAN SARANDON’DAN TEPKİ
Huffington Post’un, The Independent’ın feminist köşe yazarları sadece aktörleri değil, izleyiciyi de ‘suçu örtbas etmeye çalışmaktan’ lekeli bulur. Susan Sarandon, Cannes’da katıldığı bir panelde, dayanamaz “Bence cinsel tacizde bulundu ve yaptıkları hiç doğru değil” diyerek tartışmaya dahil olur. Genç kuşağın en etkin sinemacılarından Lena Dunham, açık açık “Tam bir p.zevenk” der ve tüm hayranlarından hiçbir Woody Allen filmini izlememeleri konusunda ricada bulunur.
Kristen Stewart, Cate Blanchett ve Alec Baldwin gibi son dönem filmlerinde rol almış şöhretler ise Woody Allen’a saygı duyduklarını ve meseleye ‘profesyonel’ yaklaştıklarını ima eder. Eski sevgilisi/ilham perisi, kendi deyimiyle ‘yol arkadaşı’ Diane Keaton ise “Ben dostuma inanıyorum” diyerek Allen’a arka çıkar.

İLK EŞİNDEN DESTEK
Yeni biyografi, yaklaşık 40 senedir sessizliğini koruyan 'ilk eş' Harlene Rosen'dan minik bir mektup da içeriyor: "Eşsiz Woody... Beni karizmanla, enerjinle, yaratıcılığınla büyüledin. Seninle sinemaya gitmek, müzik dinlemek harikaydı. Evet, bir gençlik yaz aşkından devşirme olan evliliğimiz de çok zordu. Gözyaşı ve kahkahayla karışıktı. Birbirimizi destekledik, kolladık, birlikte büyüdük. Her şey için minnettarım." Çift 1955 yılında evlendiğinde Allen 19, Rosen ise 16 yaşındaydı. Altı yıl sonra boşandılar.

 

Fotoğraflar gerçeği anlatır mı?
(Soldan saat yönünde)
Woody Allen ve Mia Farrow, evlatlık kızları Dylan (Allen'ın kucağında) ve oğulları Ronan (Farrow'un kucağında) ile, poz veriyor, 1988.
Allen, dört yıl evli kaldığı oyuncu eşi Louise Lasser ile Americana Hotel'de.
Son eşi Soon-Yi Previn ile son filmi 'Café Society'nin galasının yapıldığı Cannes Film Festival'nin açılışında, 2016.
Mia Farrow, resmi olarak Woody Allen'dan olan oğlu Ronan'ın gerçek babasının Frank Sinatra olduğunu ima etmişti. Frank Sinatra ile Ronan Farrow'un fotoğraflarını alt alta koyduk. Karar sizin.

 

“O AİLEYE İNANMAM”
Farklı dönemlere yayılan aile skandallarından kendisini uzak tutabilmiş biri var. Connecticut’ta yaşayan, aile terapisti olarak kariyer yapmış, öteki evlat Moses Farrow. “Kız kardeşimin söylediklerinin ne kadarı doğru ne kadarı hayal ürünü, emin değilim” diyor. Emin olduğu bir şey var, o da anne Mia Farrow’un gerçekten zor bir kadın olduğu ve onun yüzünden travmatik bir gençlik yaşadığı: “Çocuklarını ‘ancak benim dediklerimi yaparsanız sizi severim’ diyerek yetiştirmiş bir kadın. O aileden çıkan hiçbir hikâyeye inanmam.”

ÜVEY EVLAT İLE EVLİLİĞİ
Ronan Farrow’a geri dönelim. Dayanamayıp, Hollywood Reporter’da tekrar kin kusmasını tetikleyen asıl sebep, birkaç ay önce yine aynı dergide yayımlanmış bir Woody Allen röportajıdır. Allen ilk kez orada evliliğinden bahseder, Soon-Yi’ye nasıl da şahane bir hayat sunduğunu, kendisini geliştirmek için tüm fırsatları önüne dizdiğini ve bugün nihayet, son derece derin, birikimli ve entelektüel bir kişiye dönüştüğünü ballandırır durur. Yaşadığı skandallardan hiç etkilenmediğini, sadece kendi işine baktığını da ekler.
45 yaşındaki Soon Yi ile 80 yaşındaki Woody Allen'ın aşkı, erken Woody Allen filmlerinden aşina olduğumuz türden bir ilişki modeli: Tıfıl/körpe/bilgiye ve birikime aç üniversite çağındaki uzun saçlı kızla onu entelektüel açıdan doyurmaya programlı, takıntılı, yaşlı delikanlı. Yer yer ‘Annie Hall’ ve ‘Manhattan’da New York romantizmiyle süslenmiş hikâyenin özü bu.
Allen’ın aşk tarifi insan zihninin karanlığında saklı, en kuytu köşelerine itilmiş hislerin toplamıdır aslında. İnsanın kendisine bile itiraf etmekten çekindiği dürtüler, fanteziler ve gerçekler Woody Allen’ın şaşkın bakan, aklı beş karış havada dolaşan, sakar âşık karakterlerinde can bulur. Allen’a göre kadın-erkek ilişkilerinde neredeyse her yol mubahtır: Arkadaşımın aşkı, aşkımın arkadaşı, eski kocanın yeni sevgilisi, yeni sevgilinin eski kocası, baldan tatlı baldızlar, tehlike teşkil eden kuzenler... Freudyen yaklaşımı filmografisinin tamamını kaplar. Birbirinin uzantısı/uzaktan akrabası gibi görünen ikili delilikler, ‘üçlü’ açılımlar, dörtlü kapana kısılmalar, bir sinemacının sürekli tekrara düşme sendromu değil; bir psikiyatrın aynı vaka üzerinde daha da derine inme çabasıdır.
Yönetmen koltuğundan arta kalan ömrünü terapi kanepesinde geçirmiş Woody Allen, insan zihninde dolandıkça kendi korkularıyla, travmalarıyla burun buruna gelir ve çareyi her zaman olduğu gibi mizahta bulur: “Benim zamanımda 5 Alman markına Freud’un kendisi tedavi ederdi sizi. 10 mark’a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. 15 mark’a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi ki, buna istediğiniz iki çeşit sebze de dahil olurdu.’’

 

Sorular kimsenin umrunda değil
Woody Allen 'Café Society'nin galası öncesinde basın toplantısında. Hakkındaki tüm şaibelere rağmen ilgi büyük.
'Café Society'nin çekimleri sırasında başrol oyuncuları Kristen Stewart, Jessie Eisenberg ve yönetmen Woody Allen Central Park'ta.

 

OSCAR TÖRENİNE BİR KEZ KATILDI
23 kez aday gösterildi, dördünü kazandı ama Oscar gecesine katılmamasıyla, ödülü almaya gitmemesiyle biliniyor. Sanılanın aksine Oscar törenine yalnızca bir kere katıldı, o da ödül almak ya da takdim etmek için değil çok sevdiği New York hatırına.
Yıl 2002. 11 Eylül’ün ardından düzenlenen ilk Oscar gecesinde Akademi New York’a saygı duruşu niteliğinde en romantik New York filmlerinden bir potpuri hazırlar; bu lezzetli seyirliği takdim etmek de Woody Allen’a düşer kahkahalar eşliğinde: “Dört hafta önce evde otururken telefon çaldı. Arayan bir Akademi yetkilisiydi. Panik oldum. Önce Oscar’larını geri istiyorlar diye düşündüm. Değilmiş. ‘Ha tamam! Özür dilemek için mi aradınız?’ dedim. O da değilmiş. Son filmim hiçbir kategoride aday gösterilmemişti çünkü. Meğer New York’a destek vermek için bir bölüm hazırlamışlar, onu sunmamı istiyorlar. Bunun için benden daha karizmatik, daha güçlü yönetmenler olduğunu söyledim. ‘Mike Scorsese, Spike Lee, Mike Nichols...’, ‘Evet, Bay Allen. Önerileriniz için teşekkürler ama hiçbiri müsait değilmiş.’ Neticede smokinimi giydim, uçağa atladım ve hayatımda ilk kez buraya geldim. New York için yapmayacağım hiçbir şey yok şu hayatta.”
Woody Allen ile yeni filminin gösteriminden hemen önce ortaya çıkan bu ciddi iddialar, yönetmenin imajını ne kadar zedeler bilinmez. Hayranları yıllardır onun hakkındaki tatsız söylentilere kulak tıkıyor gibi görünüyor. Ama kızına tecavüz ettiği gibi iddiaların da yenilir yutulur tarafı yok. Hayranlıkla izlediğimiz filmler, hayatımızda unutulmaz izler bırakan o dâhiyane replikler bir sapkının beyninden çıkmış olabilir mi? Düşünmesi bile korkunç.