MALUMAT

Yeni başlayanlar için cemre

Cemreyi bilen bilir elbet ama her nedense bilmeyeni de çoktur. Peki, nedir bu cemre? Gözle görülür, elle tutulur mu? Nereden ve niye çıkmıştır?

Özlem Numanoğlu

Gazetecilikte, kıdemli olanların tıfıl muhabirlere oynadığı bir oyun vardır. Şef editör çömezi çağırır ve hikmetinden sual olunmaz bir suratla konuşur: “Şuraya cemre düşmüş, fotoğrafını çek, gel bakalım.” Kahramanımız cemreyi duymuştur duymasına ama muhtemelen ne olduğunu bilmiyordur. Yola düşer ve bütün gün o lanet cemreyi arar durur. Kös kös döndüğünde malum gerçeği öğrenir: Cemre gözle görülen bir şey değildir. İşletilmiştir.
Sadece toy muhabirler mi? ‘Kim Milyoner Olmak İster?’de “Cemre nedir?” diye bir soru sorulduğunu ve üniversite mezunu olması muhtemel yarışmacının kem küm edip joker kullandığını görsek mesela... Şaşırmayız, değil mi?
Bunca yaygın kullanımına karşın, nasıl bu kadar gizemli kaldığı meçhul cemre 'meselesi'ni açmaya yetkin bir kaynakla başlayalım. Türk Dil Kurumu, ‘cemre’nin karşılığını “Şubat ayında birer hafta arayla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi” olarak veriyor.
Ancak güncel takvimler, ilk cemrenin 20 Şubat'ta havaya; ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya ve sonuncusunun da 6 Mart’ta (bu yılki gibi artık yıllarda ise 5 Mart'ta) toprağa düştüğünü varsayıyor. Özetle cemre; hava, su ve topraktaki soğuğun kırılması ve doğanın kış uykusundan uyanması anlamına geliyor.
İnanışa göre, son cemrenin düştüğü akşam, poyraz ile lodos kavgaya tutuşuyor. O gün, ikindiden sonra hangi rüzgâr eserse, o galip gelmiş sayılıyor. Kazanan poyraz ise kışın uzayacağı, lodos ise baharın çabucak geleceği düşünülüyor.
Peki, bilim bu işe ne diyor? Meteoroloji mühendisi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ile meslektaşı Yasemin Yılmaz, Kandilli Rasathanesi’nin 82 yıllık sıcaklık gözlemlerini inceleyerek, cemrenin gerçekliğini araştırmış. Sonuç, fenomenin itibarını kurtarır cinsten: Cemrelerin düştüğü dönemlerde belirgin bir sıcaklık artışı söz konusu. Fakat cemrelerin arasında, sıcaklıklarda önemli düşüşler de olabiliyor.
“Cemre nereden çıkmış?” derseniz... Kaynaklar, halk kültürünü işaret ediyor. Ahmet Özdemir’in ‘Folklor Penceresi’ adlı kitabına göre, Anadolu söylencelerinde cemre ‘gökte yaşayan yiğit bir delikanlı’ olarak tarif ediliyor. Cemre, önce dünyaya merak duyup havaya düşüyor. Sonra toprak ananın kızlarından birine âşık oluyor. Suya düşüyor, temizleniyor ve nihayetinde toprağa düşüp sevdiğine kavuşuyor. Türk-Altay mitolojisinde ise karşımıza, buzu eriten İmre adlı bir cin çıkıyor. Efsaneler, Çinlilere ve Araplara da uzanıyor. Uzun lafın kısası, cemre fenomenini ilk kim yarattı, bilinmiyor.

Cemre ne anlama geliyor?
Kelime karşılığı ‘kor halindeki ateş’ olan cemrenin bir diğer anlamı da, Müslümanların hac sırasında Mina Vadisi’nde attığı taşların oluşturduğu yığın.

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı KASIM 2016

Artun Ünsal: “Ay çekirdeği toplumuyuz”

Artun Ünsal’ı birkaç kelimeye sığdırmak zor. Siyaset bilimcisi, yazar, gurme, önolog… Bir de kendi deyimiyle ‘sokak filozofu’. Kendisiyle Çengelköy’de buluştuk, sıcak bir mahalle ortamında günümüz insanının güvensizliğini, gösteriş merakını, paylaşmayı bilmemesini masaya yatırdık. Söyledikleri insanı hayatın basit mutluluklarıyla yüzleştiriyor, halimizi sorgulatıyor. Yüzlerce sayfalık kişisel gelişim kitapları yerine bu söyleşiyi okuyun yeter.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

“Aslı Özge ile Alman sinemasında yepyeni bir dönem başlıyor”

Bu cümle bize değil, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Der Tagesspiel’e ait. Ödüllü yönetmen Aslı Özge’nin ilk kez Almanya’da, Almanca çektiği üçüncü filmi ‘Auf Einmal’ (Ansızın) bu ay Türkiye’de gösterime giriyor. Filmin çıkış noktası Defne Joy Foster’ın, Kerem Altan’ın evinde öldüğü gece. Ama senaryo bambaşka gelişiyor. Çünkü Özge’nin derdi, bu olayı değil, toplumun olaya verdiği tepkileri sorgulamak. Bu sorgulama içinde Alman sistemi de hayli sert bir eleştiriye uğruyor. Özge’ye bağlandık, detayları aldık.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ŞUBAT 2016

Aşkın binbir yüzü!

Bir kadın yüzü var, fayanslardan vazolara pek çok yerde gördüğümüz… Onu görünce “Aaaa Fornasetti” diyoruz. Çünkü artık Piero Fornasetti’nin yüzü, ‘takıntılı bir biçimde’ 350’yi aşkın farklı şekliyle resmettiği tek bir kadının yüzü… Ortada bir sanat var. Ama fitili ne ateşledi; tutku mu, takıntı mı, aşk mı? Ve yüzü bir erkek ismiyle özdeşleşen o kadın kim? Fornasetti’nin ‘oyuncaklı’ sanatını izlerken akla kazınan o yüzün ardına da baktık, 1900’lerin en sıkı kadınlarından birinin hayatına daldık.

DEVAMINI OKU