DÜŞÜNCE

Zamane ‘düşünür’lerinden hayat dersleri

Amy Winehouse, Arsene Wenger, Lena Dunham, Warren Buffett… Farklı alanlarda sıradışı başarılara ulaşan ama kimsenin kolay kolay düşünür olarak kabul etmeyeceği dört isim. Tekrar düşünün. Zira onları, diğer kazananlardan ayıran çok önemli bir özellikleri var: Kuralına göre oynamamak. Nasıl mı yapıyorlar?

Simon Kuper / Financial Times

Önce fikir
Senarist, teknik direktör, işadamı, veya şarkıcı... Geride kalıcı işler bırakmak için az geçilen yolu takip etmek gerekiyor.

 
İşimin en iyi taraflarından biri, bazen orijinal düşünürlerle röportaj yapabilmem. Bu kategorideki büyüleyici insanlar, ‘kazananlar’dan ve ‘lider’lerden farklılar. Bazı orijinal düşünürler paraya ve ödüle ulaşırlar ama peşinde oldukları şey bu değildir. Aksine hedefleri, işlerinde ezber bozmaktır. Yıllar geçtikçe, birçok farklı alanda çalışan orijinal düşünürün, kariyerlerini benzer yollardan geçerek oluşturduğunun farkına vardım.
1. Tutkularını erken bulma eğiliminde olurlar. Lena Dunham, ilk uzun metrajlı filmini çektiğinde 23 yaşındaydı. Warren Buffett, ilk hissesini aldığında 11 yaşındaydı. Buffett’ın ‘yuvarlanan kartopu’ teorisine göre; ne kadar erken başlarsan, tepeden aşağıya daha uzun süre yuvarlanırsın, bu sırada da deneyim ve insan biriktirirsin.
2. Özerklik alanı oluşturmayı hedeflerler. Amy Winehouse’un ölümünden sonra çekilen ‘Amy’ belgeselinde dediği gibi: “Benim için başarı, plak şirketinin başarısı vesaire değil. Benim için başarı, istediğim kişiyle çalışma özgürlüğü ve her zaman her şeyi s.ktir etmek, stüdyoyu terk edebilmektir.”
Lena Dunham, özerk alanını televizyon dizisi ‘Girls’ün senaristi, yönetmeni ve yapımcısı olarak oluşturdu. Ekonomist Jean Tirole kendininkini Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) daha az prestijli Toulouse İktisat Okulu’na geçerek kurdu. Bana, “MIT’yi bıraktığımda bu, MIT için hiçbir fark yaratmadı. Burada ise fark yaratmaya karar veren bir arkadaş ekibiyleyim” dedi. Tirole, Nobel Ödülü’nü de Toulouse İktisat Okulu'ndayken kazandı.
Arsene Wenger, Arsenal’in menajerliğini yaparken modern futbolda eşine rastlanmayan bir özerklik alanı oluşturdu. Geçen bahar, kupa kazanamadığı için yerden yere vurulduğu dönemde onunla bir sabah geçirdim. Futbol dünyasındaki en iyi işe sahip olduğunu düşünüyordu. Wenger kazanmayı seviyordu ama daha çok önemsediği, oyuncularını biçimlendirmek ve yeni yöntemler geliştirmekti. Arsenal, onu 1996’dan bu yana bunları yapabilmesi için rahat bırakıyor.
3. Hepsi de üzerlerine yapışan mevkilerden ve paradan kaçma eğilimindeler. İşlerini koruma adına dünyanın onlara sunduğu ödülleri reddetmeyi öğreniyorlar. (Bu, kazananların çok az yaptığı bir şey.) Ta-Nehisi Coates, kitapları best-seller olduğunda ABD’den daha az tanındığı Paris’e kaçtı. Yine tam da bu nedenle, Philip Roth, Connecticut’ta inzivada yaşıyor, 80 yaşına yakın olmasına rağmen her gün yazıyor.
Wenger, daha zengin kulüplerden gelen teklifleri defalarca geri çevirdi. Benzer şekilde, Billy Beane, 1997 yılından bu yana Oakland Athletics’in genel menajerliği görevine devam ediyor. Beane, dersini, henüz delikanlıyken, üniversiteye gitmek yerine 125 bin dolar karşılığında beyzbolu seçtiğinde almıştı. Kısa süre sonra, bu kararından pişman oldu; bundan sonra hiçbir kararında rehberinin para olmayacağına karar verdi. Hatta, Buffett bile parasal varlıkla ilgili görünmüyor, hâlâ Nebraska Omaha’daki favori et lokantasında yiyor.
Beane ve Wenger (spor dünyasında tanıştığım en ilginç iki kişi) uzun süredir kulüplerini yönetiyor. Oysa diğer başarılı menajerler ‘kazanan’ olma umuduyla kupa ve paranın peşinden gidiyor.
Kazananlar çoğu zaman kendilerini (kendi jargonlarında) ‘ezber bozan’ olarak adlandırır. Ancak, aslında öyle değillerdir. Kazanmak diğerlerine göre bulunduğunuz mevkiyi yükseltir (Buffett bunu ‘dış skorbord’ olarak adlandırır), ancak bu genellikle kendi içinizde geliştirdiğiniz hak etme ölçünüzle ilişkili değildir (Buffett’ın ‘iç skorbord’u).
Paraya ve şöhrete “Hayır” demek zordur. Winehouse’un çevresindekiler onu “Evet” demeye itti; o da, en sonunda uyuşturucular, içki ve ölüme yenik düştü.
4. Orijinal düşünürler hayatları boyunca öğrenirler. Wenger, Beane ile ilk kez Londra’da buluştuğunda, çaresizce birbirlerinden bir şeyler öğrenme amacıyla üç saat boyunca oturup konuştular. Orijinal düşünürlerle röportaj yaptığımda onlar da bana sorular sorar. Dunham ‘Women of the Hour’ podcast yayınında kendisiyle bile röportaj yaptı.
Yeni numaralar öğrenmeye çalışırlar. Coates’un siyah Amerikalıların durumları üzerine best-seller denemesini bu nedenle süper kahraman çizgi romanı izliyor. Orijinal düşünürler aramaya devam ederler. Wenger, kazandığı madalyaları bağışlar.
Yaşadığımız dönem, orijinal düşünürlere hak ettiği değeri vermiyor. Çünkü insanların başarısını şöhretlerine ve paraya göre değerlendirmeye yatkınız. Futbol menajeri José Mourinho, henüz bir kazananken Wenger’le “Kaybetme uzmanı” diyerek alay etmişti. Ama bu Wenger’in fazla canını sıkmadı, çünkü onun ‘iç skorbord’u var.

 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı ARALIK 2016

Le fooding:Yemekte kuralın değil, hazzın adı

Tüm dünyada “Mutfak kuralları” denince akla gelen ülke Fransa. Ama şimdi, Fransa'nın yemekten haz almayı geri planda bırakan o katı mutfak kurallarına, reçetelere, Michelin yıldızlarına ve o yıldızları almak için ‘mecbur olunan’ gerekliliklere karşı çıkan, masanın ortasına yemekten alınan keyfi koyan bir isyan var. Yemekte Fransız isyanının adı Le Fooding. Hem bu hareketi tanımak, hem de baş isyankârla sohbetimizi okumak için buyrunuz.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı MAYIS 2016

“Fakat bu milli bir mesele...”

Heyecan, hayal kırıklığı, adaletsiz oylamalar, zafer sevinci, tuhaf kıyafetler, acayip sahne şovları, dünyaca ünlü şarkıcılar… Avrupa’nın en popüler şarkı yarışması, bir zamanlar Türkiye’de kadın erkek herkes için müthiş bir coşku kaynağıydı. Artık her şey değişti. Eurovision 60 yaşını devirirken, Türkiye’nin milli meselesiyle arasındaki büyü bozuldu.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2016

Şebnem Hassanisoughi: Gizemli, özgün ve nostaljik

Önce ‘Hasaanisoogi’ diye okunan soyadı ilgi çekti, sonra oyunculuğu ve anlamlı yüzü öne çıktı. Şu an ‘Vatanım Sensin’de Rum şarkıcı Eftalya’yı canlandıran Hassanisoughi ile 10 Karaköy’ün İtalyan avlularını andıran lobisinde buluştuk ve oyunculuğu, reyting savaşlarını, hayata bakışını konuştuk. Ve bir soruya da yanıt aradık: “Türkiye’de ne yaşansa sizi şaşırtır?”

DEVAMINI OKU