STİL

Zamanın Ötesine Geçen Panter

1914’ten bu yana stil tanrıçalarının taptığı ikon o. Yaşam öpücüğünü Cartier’nin efsanevi tasarımcısı Jeanne ToussaInt’den alan vahşi kedi, hâlâ güçlü, bağımsız, seksi kadınların izinde ilerliyor. Hikâyesi her daim anlatılmaya değer.

Eren Başağan

Keskin delici bakışlar,belirgin elmacık kemikleri, göz alıcı benekler, her an hareket edecekmiş hissi veren duruş… Dünyanın en seksi kedisi tam 101 yıldır o: Cartier panteri.

1914’te ilk benekler, elmas ve oniksten bir kol saatinin üzerinde ortaya çıktığında, kimse bir efsanenin doğduğunun farkına varmadı oysa. Zira egzotik ülkelerin büyüsüne kapılmış dönemin Avrupa’sında, panter her yerdeydi. Tablolarda panterli kadınlar çiziliyor, iç mekân tasarımlarında, kıyafetlerde, aksesuarlarda panter desenleri kullanılıyordu. Hal böyle olunca Cartier tasarımcılarının, sosyetenin bu kadar rağbet gösterdiği bir simgeyi mücevhere taşımasında şaşırtıcı bir yan yoktu. Aslında Cartier’nin panteri ilk kullandığı yerin mücevherden önce bir teşhir kartı olması belki daha şaşırtıcı. İngiltere Kralı VII. Edward’ın "Kralların mücevhercisi, mücevhercilerin kralı" dediği Louis Cartier, o yıl kartlarında Fransız illüstratör George Barbier’nin suluboya ‘Panterli Kadın’ tablosunu tercih etmişti. Her şey o kadar olağandı ki, bir yıl sonra firma, benekleri bu kez bir kolye saate uyguladığında da kimsenin kılı kıpırdamadı. Her yerde karşılaşılan panter, güzel ama sıradan bir tasarım motifi olmayı Cartier’de de sürdürdü.

Ta ki gelmiş geçmiş en sıradışı kadınlardan, stil ikonu Jeanne Toussaint ona gerçek ruhunu verene kadar. Bugün artık herkes emin; o ‘panter kadın’ olmasa, Cartier panteri de modanın çarkları arasında kaybolup gider, bağımsız ruhlu, özgür, vahşi, o güzel 'kadın'a dönüşmezdi. Panter, hayata çok sıradan şekilde başlayan Jeanne Toussaint ile hayat buldu. Toussaint 1887’de, Belçika’da Charleroi’da doğmuştu. Dantel işiyle uğraşan, orta halli, mutlu bir ailede büyüdü. Yüzyıl başında, ablası Charlotte’un peşinden ‘Belle Epoque’ çağını yaşayan Paris’e göç etti. İlk yıllarda neler yaptığı tüm detaylarıyla bilinmiyor. Bilinen, Toussaint’in Paris’in sanat dolu, bohem havasını soluyarak kendini bulduğu ve yakın arkadaşı Coco Chanel ile çalışıp, çanta tasarladığı ve yaratıcı yanlarını keşfettiği.


 

                                                                                          


Hikâyenin bu noktasında herkese Coco Chanel ile çalışmak dönüm noktası olurmuş gibi gelse de, Toussaint’in hayatını her bakımdan değiştirecek kişi Louis Cartier oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce bir yemek davetinde tanıştılar. Rivayet o ki, Cartier ilk andan itibaren masmavi gözlü, masum duruşlu bu genç kadından gözlerini alamadı. Ancak aralarındaki ilişki, birkaç yıl sonra Louis Cartier, eşi Andree’den ayrıldıktan sonra başladı. Önceleri yalnızca âşığı olan Cartier, Jeanne Toussaint’e "La Panthère" diyordu. Kısmen ateşli kararlılığı ve kıvrak zekâsı nedeniyle, kısmen de hayatındaki hemen her objede panter ve diğer büyük kedi detaylarına yer verdiği için. Örneğin Toussaint’in Paris’teki apartman dairesi leopar derileriyle dekore edilmişti; kürkçü Revillon’un yaptığı kaplan derisi palto da hayatındaki başka bir kedili simgeydi, ama en önemlisi 1917 yılında Louis Cartier’nin hediye ettiği düşünülen, oniks ve elmaslarla süslü panterli makyaj çantasıydı.

Cartier’nin Jeanne Toussaint’in içinde gördüğü sadece panter değildi ama. Onun zor bulunan bir yeteneğe, doğal stile ve zevke sahip olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle Toussaint’i önce çanta tasarlaması için firmasına davet etti. 1924’te ise gümüş departmanının başına getirdi. Birlikte muazzam bir takım oldular. Cartier, Toussaint’in yeteneğini geliştirdi, zevkini şekillendirdi, ona bambaşka bir bakış açısı kazandırdı; çıktıkları seyahatler, izledikleri sanat etkinlikleri ilişkiyi her bakımdan zenginleştirdi. Panter hemen yanıbaşlarındaydı. 




Jeanne Toussaint, 1927’de, vazgeçemediği bu sembolü, tasarımcı Peter Lemarchand ile ilk figüratif panter broşlarına dönüştürdü. Birlikte pantere enerji, yenilik ve hacim kattılar. Toussaint, 1933’te Cartier’nin yaratıcı mücevher direktörü oldu ve 1970 yılında işi bırakana kadar mücevher dünyasının Everest’inde herkese yolu o gösterdi, diğerleri takip etti.

Toussaint ile ilgili en şaşırtıcı detay, çizmeyi hiç öğrenmemiş olmasıydı. Bir röportajında, bunu şöyle anlatmıştı: “Louis Cartier beni, asla çizmeyi öğrenmemem konusunda uyardı. Çünkü ona göre bu, her şeyin sonu olur, farklı tasarımcılarla çalışma şansımı yok ederdi.” Cartier gerçekten de haklı çıktı. Çizmeyi bilmeyen Toussaint tasarımcılar aracılığıyla çok iyi işler ortaya koymayı, hem de kendi tarzıyla bunu yapmayı başardı. Mücevherleri hep sade formlar ve dikkat çekici renklerde, son derece modern çizgilere sahip oldu.

Henüz 1930’larda yeni yeni işe hakim olmaya başladığı sıralarda, onun yön vermesiyle Cartier, soyut Art Deco tasarımlardan uzaklaştı ve daha figüratif işlere yöneldi. Bu dönemde siyah vernikli uğurböceği serisi ve Kızılderililerden ilham alan saç broşları da koleksiyona eklendi. Mücevher tüccarı Dianne Lewis-Batista, Toussaint’in tarzını “Mücevherin, takanı neşelendirmesi gerektiğini hissediyordu” diye açıklamıştı. Göz alıcı, güneş sarısı altın üzerine siyah taşlarla bezenmiş panterin koleksiyona katılması da bu sırada oldu. 


  



Yalnız panter değil, heykellere, sanata, yaşama, iyi yemeğe ve şaraba tutkusu tüm koleksiyonlara yansıdı. 1940’lı yıllara gelindiğinde Toussaint’in yaratıcılığı sınır tanımıyordu. 1942 yılında Louis Cartier öldüğünde, şirket kesinlikle bir panterin emin ellerindeydi. Hayat verdiği panter, ona hayat veriyordu.

Ama panterle çok özel bir ilişki geliştiren tek kadın Jeanne Toussaint değildi. Windsor Düşesi’nden milyarder Barbara Hutton’a, Ağa Han’ın eşi Nina Dyer’dan Singer’in varislerinden, Amerikan Harper’s Bazaar'ın Paris editörü Daisy Fellowes’a, vahşi kedinin büyüsüne kapılıp, onu yeniden şekillendiren, farklı özellikler katan pek çok kişi oldu.

Örneğin ilk üç boyutlu, heykelsi panter mücevher, VIII’inci Edward’ın uğruna tahtı tacı terk ettiği Windsor Düşesi sayesinde ortaya çıktı. Broş olarak hayat bulan bu panteri dük, 1948 yılında eşi için sipariş etti. 116.74 karat zümrütün üzerine uzanmış gururla kükrer gibi duran panter, İngiltere kraliyet ailesinin istememesine karşın güçlü duran kadını simgeliyordu sanki. İkinci üç boyutlu panter bir yıl sonra yine Windsor Düşesi için tasarlandı. Bu da, 152.35 karatlık Keşmir safirinin üzerine yerleştirilen platin, beyaz altın, sarı elmas ve safir taşlardan yapılmış, atlamaya her an hazıra benzeyen panter bir broştu. Her iki mücevheri göğsünde büyük gururla taşıyan düşes, daha sonra panter koleksiyonuna, gözleri zümrütten, diğer parçaları elmas ve oniksten yapılma, bileği tamamen kavrayan panter bilekliği ve bir başka broşu daha ekledi. Cartier’nin en büyük fanlarından olan Windsor Düşesi, ileriki yıllarda pek çok mücevherini de bizzat Jeanne Toussaint ile birlikte tasarladı.



Düşesin mücevherlerinin sosyetede yarattığı etki büyük oldu. Panter, kısa sürede çok rastlanan bir figürden güç ve statünün sembolüne dönüştü. 1949 yılında dönemin stil ikonu Daisy Fellowes, bir kraliyet nişanını model alarak verdiği mücevher siparişinde, tasarımın orijinalindeki koçun yerine panterin kullanılmasını istedi. Vahşi kedi modasını, Woodworth’un varisi ve 100’ü aşkın mücevheriyle döneminin en önemli koleksiyoneri Barbara Hutton da takip etti. Onun aldığı ayakları sallanan kaplan biçimli broş ve küpeler, teknik ve işçilik olarak zamanının çok ötesindeydi. Eski model ve Prens Sadruddin Ağa Han’ın eşi Nina Dyer da gerçek bir panter tutkunu olarak adı Cartier ile anılanlardan biriydi. Panter tutkusu 1957’de başladı. 1965’teki trajik ölümünden dört yıl sonra düzenlenen açık artırmada, gardırobunun önemli bir bölümünün panter desenli ya da panter derisinden giysiler ve Cartier'nin en zarif örneklerinin de aralarında olduğu panter biçimli mücevherlerle dolu olduğu görüldü. Özellikle Antik Akdeniz hayvan başlı bileklik tasarımlarından esinlenen parça dikkat çekiciydi.

Panter zamana uymasını hep bildi. Müzisyen Juliette Gréco, ‘Teshabillez Moi’ şarkısını söylemek için sahneye omzunda büyük bir panter broşla çıktığında, vahşi kedi bir kez daha değişti. 1960’larda, sonra da 1970’lerde, daha bağımsız, feminizmin bayraktarlığını yapan, kendine güvenli, tarz sahibi modeller, müzisyenler, oyuncular, şarkıcılar panter merakında sosyetik asil kadınların yerini aldı. Panter hippi-lüks bir egzotizme adapte oldu. Çift başlı bilezikler, panter desenli kocaman küpeler, ilginç broşlar çıktı ortaya. Tam da Jeanne Toussaint’in emekli olduğu zamanlarda, panter onun çok sevdiği bir tarza büründü. Veda gibi. 


  


Elbette vahşi kedinin yolculuğu orada sona ermedi. Güç gösterilerinin dönemi 1980’lerde, karat bedelleri binlerce dolarla ifade edilen yırtıcı görünümlü panterler kendilerine yer buldu. 2000’lerde keskin geometrik açılara, daha vahşi ve güçlü duruşlara sahip kediler piyasaya çıktı.

101 yıl sonra değişmeyen tek şey, mücevher dünyasının ikonunun Cartier panteri olduğu gerçeği. Panter, aradan geçen onca zamana, onca farklı akıma, insana rağmen, en etkileyici tasarımlardan biri olmayı da, kadınlar arasındaki yolculuğunu da sürdürüyor. 


  


Louis Cartier’nin taktığı isimle ‘LA PANTHÈRE’ Jeanne Toussaint, Vazgeçmediği bu sembolü 1927'de tasarımcı Peter Lemarchand ile ilk figüratif panter broşlarına dönüştürdü. Windsor düşesi'nin mücevherlerinin yarattığı etki büyük oldu. Panter 1940’ların sonunda güç ve statü sembolüne dönüştü. 1960’larda ise bağımsız, geminist kadını simgeledi.