KORKUSUZ KADININ HİKÂYESİ

Üzerinde, siyah kısa kollu tişört, siyah pantolon, siyah botlar vardı. Yüzü deforme olmuştu. Kaza geçirdiğini düşündüm. Ama laciverte yakın koyu mavi gözleri ve simsiyah kısa saçları o kadar keskindi ki, yüzündeki deformasyon gölgede kalıyordu. Kimdi bu tuhaf kadın?
AYŞEGÜL SAVUR
Trenin kaza yaptığı alanı şöyle bir inceledikten sonra, hiç beklemeden koşar adımlarla arkadaki tepeye tırmandı. Onca kişinin arasında gözlerim sadece ona takılmıştı. Yarım saat kadar sonra geri döndü. Belli ki, yüzündeki deformasyon konuşmasını da etkiliyordu. Sarhoş gibi, “Çekim yapacağımız yeri buldum” dedi. Kamerasını omzuna aldı; CNN ekibi onu takip etti, tepeye çıktılar. Adı Margaret Moth’tu. 50’li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bu prodüktörün enerjisine bakakalmıştım. En çok da yüzü o halde iken hayata küsmediğini ve işine sarıldığını görmek etkilemişti beni. Dili zor dönüyordu, ama etrafındakilerle sürekli şakalaşıyordu. Başka bir dünyadan gelmiş gibiydi.
Sakarya’nın Pamukova ilçesindeydik. 2004’te hızlandırılmış tren kazasının olduğu yer. Ben o sıralarda CNN Türk’ün dış haber muhabirlerinden biriydim. Kaza olur olmaz, CNN International’a canlı yayın yapmak üzere yola çıktım. Yayını bir gün ben yürüttüm. Sonra, CNN’in kendi ekibi geldi. Margaret Moth işte bu ekipteydi. Haber için çekimlerini tamamladıktan sonra, yayına hazırlandı. Her şey kontrol edildikten sonra Roma’dan gelen muhabir Alessio Vinci’yi oracıkta kurduğu portatif merdivenin üzerine çıkardı. En iyi görüntüyü böyle elde etmişti. Moth’un muhabiri için yaptıklarını izlerken, “Keşke benim yanımda da her şeyi düşünen bir prodüktör olsaydı” dediğimi hatırlıyorum. Muhabir, haber peşinde koşarken, o görüntü elde etmekle ilgili her şeyi düşünüyordu. Görevi onlara teslim edip, İstanbul’a dönünce onun şu meşhur kameraman Margaret olduğunu anladım. 1992’de Bosna Savaşı sırasında bir sniper’ın kurşununa hedef olmuş, yüzü dağılmıştı. Bu hikâyeyi biliyordum ama Pamukova’da, kazanın telaşı içinde, o insanla tanıştığımı anlamamıştım.
Ve yıl 2010. Mart ayının son günleri. Internette küçücük bir haber: “Kanser tedavisi gören Margaret Moth, Minnesota’da öldü. 59 yaşındaydı.” Haberin yanında, Moth’un gençlik günlerinden, omzunda kamerayla çekilmiş bir fotoğraf. Siyah uzun saçları gürül gürül çağlıyor. Gözünü çevreleyen simsiyah kalın eye liner, o keskin gözlerini daha da muhteşem gösteriyor. Bu kadar güzel bir kadın, hayatını neden savaş bölgelerinde geçirmiş olabilir? Bu güzelliğin ardından, yüzü o hale geldiğinde bile, işine nasıl dört elle sarılır? Dili zor döndüğü halde nasıl içine kapanmaz, hâlâ şakalarına devam edebilir? Haberi görür görmez, onlarca soru geçiyor kafamdan. Peki neden böyle insanlar erken ölür?
Ölüme gülen kadın
Onu sadece bir gün görmüştüm; ama hiç aklımdan çıkmamıştı. Haber belki de o yüzden bu kadar etkiledi beni. Ölümünün ardından, CNN’in 2009’da onun için hazırladığı ‘Fearless’ (Korkusuz) adlı belgeseli izledim. Daha önce izlememiş olmak benim ayıbım. Belgeseli izlerken kafamdaki soruların bazıları cevaplandı. Bu kadar güzel bir kadının hayatını savaş bölgelerinde geçirmiş olmasının tek nedeni var. Ünlü savaş muhabiri Christiane Amanpour “O, işini her şeyden çok severdi” diyor.
Televizyon haberciliği zor iştir. Hele bir de savaş muhabiriyseniz. Kendilerine savaş bölgelerini mesken tutmuş gazetecilere genellikle ‘deli’ gözüyle bakılır. Ölüm fikrini sevdikleri düşünülür. Moth, bu belgeselde kendisine böyle söylendiği zaman çok sinirlendiğini anlatıyor. “Hayatı benim kadar seven, tadını çıkaran biri olamaz. Hayatı seviyorum, ama ölmekten de korkmuyorum” diyor. Yıllarını savaşın ortasında geçirmiş olmasına rağmen, kendisini ‘gözü pek’ olarak tanımlamıyor: “Her zaman dikkatliydim, hiç aptalca davranmadım. Ortalığa ateş açılıyorsa, kendimi hep elimde kamera olduğunu görebilecekleri bir yere sabitledim. Oradan oraya koşturursanız, vurulma ihtimaliniz yükselir” diye konuşuyor.
Dikkatli olmasına rağmen Bosna’da 1992’de yüzüne kurşun isabet ettiğinde neler hissettiğini anlatırken gayet soğukkanlı. Hatta neşeli: “Ne olduğunu anlamadım. Mark’ın omzuna yığıldığımı biliyorum. Bir de yüzüm aşağı düşecek gibiydi ve onu tutmaya çalışıyordum. Soğukkanlı olmam ve şuurumu açık tutmam gerektiğini düşündüm. Şuurumu kaybedersem nefes alamazdım, bunu biliyordum. Bunu biliyordum…” Soğukkanlılığı yetmiyormuş gibi işi bir de espriye vuruyor: “Üç kez vurulmuşum. Ama tüm bunlara ilk kurşunun neden olduğunu sandım. Sadece onu hatırlıyorum çünkü. Daha önce hiç vurulmamıştım ki, nereden bileyim (gülüyor)…”
Soyadını kendisi seçti
Kamerayı eline ilk aldığında sekiz yaşında olan bu ‘korkusuz’ Yeni Zelandalı kadının her yaptığı şaşırtıcı. Asıl adı Margaret Wilson. Yani bizdeki Fatma Kaya kadar yaygın bir isim ve soyadı. Margaret, okulda kendi adında bir sürü öğrenci olmasından ve resmi işlerdeki karışıklıklardan sıkılmış. Tamamen ‘kendine’ ait bir isim istediği için babasının soyadını kullanmamaya karar vermiş. Bunda feminist duruşunun da etkisi çok. “Kadınlar ya babalarının soyadını taşıyor, ya da evlenince kocalarınınkini. Neden babamın soyadıyla yaşamak zorunda olayım ki?” deyip yeni soyadını seçiyor: Moth. Paraşütçülüğe merakı, aklına Tiger Moth uçaklarını getirmiş. Soyadı oradan geliyor.
CNN International’ın deneyimli muhabirlerinden Hala Gorani, böylesine radikal bir kararı almaktan çekinmeyen Moth’u “O tam anlamıyla öncü. Etrafındaki kimsenin, kadınlar hakkında ne düşündüğünü önemsemedi” diye anlatıyor.
“Canavar gibi mi görünüyorum?”
Yeni ismiyle kendine yeni bir hayat kuran Moth’un, Yeni Zelanda’dan ABD’ye uzanan gazetecilik kariyerinin durakları arasında İran-Irak Savaşı, Indira Gandhi’nin suikasta uğraması, Gürcistan’daki iç savaş ve kendisine alışık olmadığı yeni bir yüz bırakan Bosna Savaşı var.
Yüzü dağıldıktan sonra pek çok ameliyat geçirmiş. Tabii ki o dönemde konuşamamış, çevresiyle yazarak anlaşmış. Halsiz bir elden çıktığı anlaşılan yamuk yumuk yazılar arasında “Susadım”, “Mark iyi mi?” gibi notların yanında bir soru dikkat çekiyor: “Canavar gibi mi görünüyorum?”
Amanpour’un kariyerine etkisi
Savaş bölgelerinde haber peşinde koştururken, mavi gözlerinin etrafına, kendine has şekilde kalın kalın çektiği eye liner’ı alamet-i farikası. Christiane Amanpour, Moth’u ilk gördüğü anı şöyle anlatıyor: “Muhteşem siyah saçları ve gözleri vardı. Olağanüstü görünüyordu. Ama yattığında bile ayağından asker botlarını çıkarmazdı.”
Amanpour’un savaş muhabiri olarak kariyeri de Moth’un Bosna’da vurulmasıyla şekillenmiş. “Margaret vurulunca, CNN’den beni aradılar ve ‘Saraybosna’ya dönmeye hazır mısın?’ diye sordular” diyor. Cevabı “Evet” olmuş. Ama bunu söyledikten sonra uzun süre duruyor, düşünüyor. Ne diyeceğini bilemiyor. ‘Fearless’ belgeselinin en çarpıcı bölümlerinden biri bu: “Arkadaşım orada yatıyordu. Tabii ki duygusaldım. Ama dönmeseydim, bir daha asla oraya gitmezdim ve bu kariyeri yapamazdım” diyor.
Tenis maçı bitti
Moth gibi yıllarca ölümle iç içe yaşayıp, onun kapısından döndükten sonra kansere yakalanmak acaba nasıl açıklanabilir? ‘Fearless’ belgeseli Ekim 2009’da yayınlandı. Moth’a bundan iki buçuk yıl önce kanser teşhisi konmuştu. Kamera karşısına, belki de tedavisinden dolayı saçlarını saklamak için başını şık bir şekilde örttüğü eşarpla çıkmış. Eski Fransız filmlerinde, üstü açık otomobilde saçları rüzgârda uçuşmasın diye başını örten yıldızlara benziyor. Yüzü makyajlı. Gözlerinin içi gülüyor. “Teşhis kondu. Çok hızlı ilerlediğini biliyorum. Sıkıcı bir hayat geçirseydim, panik yaşayabilirdim” diyor. Ama yaşamadı. En yakın çalışma arkadaşlarına göre o, hayatı sevdi ve ölümü kafasına hiç takmadı. Moth yine gülerek anlatıyor: “Korkacak ne var? Dindar değilim. O yüzden cehenneme gideceğime inanmıyorum. Ama dindar olsaydım, cehenneme gideceğimi düşünürdüm.”
İş arkadaşı fotoğrafçı Joe Duran, “Margaret başka bir dönemin insanı gibidir. Viktorya döneminden çıkmış gibi” derken, onun ruh halini galiba iyi özetliyor. Tarihe hep meraklı olan, “Orada, o an bulunmak nasıl bir şeydir?” merakı sayesinde, hep tarihe damgasını vuran olayların içinde ‘orada, o anda’ bulunan Moth, 59 yıllık hayatını çoğumuzun belki de hiçbir zaman geçiremeyeceği dolulukta yaşadı. Başına ne gelirse gelsin kendi hayallerini, isteklerini hiçbir zaman geri plana atmadı. Kanserle yaşarken bile dimdik durması bu yüzden. “Bence, hayatta her şeyi yaptıysanız, altı haftada ölmekle, 20 yılda ölmek arasında fark yok” diyor. Geride bıraktığı ve aklına takılan tek şey galiba, İstanbul’daki evinde beslediği kedileri…
Sıcak evinizde oturup, eliniz çerez tabağının içinde boş bakışlarla televizyon izlerken, belki onun bir savaş bölgesinde çektiği görüntülerden biriydi karşınızdaki. Moth’un “İşte o bendim” diye böbürlendiğini hiç sanmıyorum. Belli ki hayatını, işini çok iyi yaparak, ama geri kalan zamanda da, hem kendini hem çevresindekileri eğlendirerek geçirdi. Bazılarımızın hiçbir zaman tanıklık edemeyeceği çok vahşi görüntülerle karşılaştı. Ama hayatı çoğumuzdan çok daha olumlu karşıladı. “Hayat tenis maçı gibidir. Topun size nasıl geleceğini bilemezsiniz, ama önemli olan o topa nasıl karşılık vereceğinizdir” diyordu. Moth, maçtan biraz erken ayrıldı ama hiçbir seti kaptırmadı.
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|