HAYAT BİR GÜN RENKLENİR Mİ?

ABD, dokuz yıldır saplanıp kaldığı Afganistan’dan çıkmamakta ısrarlı. Peki neden? Ülkeyi yeniden Taliban mı yönetiyor? Koalisyon güçlerinin yeni stratejisi ne? Gazeteci Zeynep Gürcanlı soruların cevabını ?yerinde aradı.
Farklı ülkelerden, farklı askerler var Afganistan’da. Ve hepsinin ayrı bir bölgesi. Ama nedense güvenlik hâlâ yok. ABD yönetimi Obamalı dönemde durumu değiştirmek istiyor. Afganistan’a, bunun nasıl yapılacağını, yani ‘yeni stratejiyi’ öğrenmeye gittim. Benimle birlikte, Afganistan’da asker bulunduran ülkelerden gelen beş gazeteci daha vardı. Bu zor coğrafyayı, NATO’nun rehberliğinde gezdik. Dönüş yolunda hepimiz aklımızdaki soru işaretlerini paylaşıyorduk. Sebebi gördüklerimizdi.
21’inci yüzyılın temel nimetleri, evlerimizin içindeki elektrik, mutfak ve banyolarımızda musluktan akan su, kanalizasyon şebekesi… Afganistan’ın büyük bölümünde bunların hiçbiri yok. Medeniyetin en önemli unsuru olan yazı bile yok ülkenin pek çok kesiminde. Afganistan’da halkın sadece yüzde 15’i okuma yazma biliyor. Ve insanlar hâlâ, yaşadıklarını, duygularını, özlemlerini yazıyla değil, resimlerle ifade ediyor. Kadınlar çoğunlukla evde dokudukları halıların üzerine işliyor bunları; erkekler ise bir parça kömürle ya da tebeşirle duvara çiziyor; Kandahar’daki Taliban hapishanesinde olduğu gibi. Bina, 1980’lerden kalma. Sovyet işgali sırasında, Çekoslovakya fabrika yapılsın diye hediye etmiş. Sovyet işgali sonrasında çıkan iç savaş, fabrikanın sonu olmuş. İç savaştan sonra ülkeyi kontrol altına alan Taliban, bu sağlam binaya el koymuş. Duvarlar sağlam ya; hapishane yapılmış. Bu binanın duvarları, hâlâ 15’inci yüzyılı yaşayan Afganistan’ı anlatıyor. Neredeyse hiçbirinin okuma yazması olmadığı için, mahkûmlar tek bildikleri yöntemle, çizerek, tarihe kendi kişisel notlarını düşmüşler. Kimisi ülkenin en önemli gerçeğini, şiddeti çizmiş. Eline hiç kalem almamış ülkenin insanları, kömürlerle 21’inci yüzyılın savaş araçlarını; tankları, tüfekleri, hatta uçak ya da helikopterleri resmetmiş duvarlara. Kimisi ise, bir tavus kuşunu çizmiş. Resimler çok şey söylüyor; bağnazlığı bile ortaya koyuyor. Tavus kuşlarının yüzleri kazınmış. Çünkü Taliban’a göre, namaz kılınan ortamda çizilmiş bir suret, hatta küçücük bir kuşun yüzü bile, bulunmamalı duvarlarda.
Aynı kent, iki ayrı devir
Afganistan’ı anlamak için özelden genele gitmeye çalıştım; Kandahar’ı inceleyip, Afganistan’ı anlamaya uğraştım. Çünkü Kandahar, Afganistan’ın küçük bir replikası. Kent, 15’inci ve 21’inci yüzyılı aynı anda yaşıyor. Hem aşırı dinci Taliban hareketinin lideri Molla Ömer’in, hem de onun en büyük düşmanı, Afganistan’ı 21’inci yüzyıla taşımaya çalışan, mevcut Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin doğdukları, büyüdükleri, lider haline geldikleri bölge. Ancak 15’inci yüzyılın izleri çok daha görünür, çok daha geniş kentte.
Kandahar’ın en büyük sorunu, Afganistan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi, elektrik ve su. Yaklaşık bir milyon kişinin yaşadığı kentin, yüzde 25’ine elektrik verilebiliyor. O da düzenli değil. Bu nedenle, sıcak iklimli Kandahar’da çözüm, güneş enerjili sokak lambalarında bulunmuş. Küçük kerpiç dükkânların olduğu sokaklara, üzerlerinde güneş enerjisi paneli bulunan, tanesi 1.500 dolarlık sokak lambaları koymuşlar. Başlangıçta, panellerin çalınması, ya da çocukların, ellerinde küçük tellerle sokak lambalarına tırmanıp, panelde biriken enerjiyle telefonları şarj etmeleri sorun yaratmış. Ancak, sonradan dükkân sakinleri sahip çıkmış lambalara. Projenin uygulayıcısı Kanadalı uzman, yarı şaka, yarı ciddi özetliyor durumu: “En yakındaki lambanın, kendi özel sokak lambaları olduğunu varsayıyor dükkân sahipleri. Kendi malları olduğunu düşündüklerinden de, kendi imkânları ile korumaya başladılar. Biz de, her lambaya bir asker dikmekten kurtulduk…”
Bölgede çalışan yabancı sivillerin en çok üzerinde çalıştıkları konulardan biri de su. Kentin hemen kenarından büyük bir nehir geçiyor. Ancak, şehre, evlere hiç ulaştırılmamış bu su. Bugünlerde şehrin her yerinde sulama kanalları açılıyor, evlere içme suyu getirilmeye çalışılıyor. Ama yabancı sivil mühendislerin deyimiyle; “Yapılanlar, ancak kopmuş kanayan bir kolun üzerine, yara bandı yapıştırmak gibi…”
Haşhaş ve Taliban
Kandahar haşhaş ekiminin en çok yapıldığı bölge. Ülkeye hâkim olan ABD liderliğindeki koalisyon güçleri, ilk yıllarda bu tarlalardan ‘yangın yoluyla’ kurtulmaya çalışıyordu. Fakat görüldü ki, tarlası yakılan köylü aç kalıyor, çareyi Taliban’da arıyor. Bunun için yeni politika, afyon tarlalarının yakılmayıp, çiftçinin ‘alternatif ürüne’ yönlendirilmesi. Başta Amerikalılar olmak üzere, koalisyon güçleri ülkeye yeni askerlerle birlikte, yüzlerce tarım uzmanı da göndermeye başlamış. Amaç, tarlalara afyonun alternatifi tarım ürünlerinin ekilmesini sağlamak. Ama tabii Taliban’ın gücünü kırmak öyle kolay iş değil.
Bu şehir onların kalesi. ABD Afganistan’a ilk girdiğinde kaybettikleri güçlerini, aradan geçen dokuz yılda fazlasıyla geri kazandılar. ABD’ye bakış genelde olumsuz. Ciddi bir düş kırıklığı hâkim. “Afgan halkı için değil, kendi stratejik çıkarları için ülkede olduğunu” düşünenler çok. İşte bir Afgan entelektüelin yorumu; “Afganistan’ın konumu son derece stratejik. Doğuda nükleer silaha sahip, ama istikrarsız bir Pakistan, batıda nükleer silah sahibi olmak üzere olan İran. Afganistan’ın küçük de olsa, Çin’le de sınırı var. Ve tabii kuzeyden gelen Rus etkisi. ABD’nin bu koşullarda dünyada konuşlanmak isteyebileceği başka ülke olabilir mi?” Hem bu genel kanı hem de yabancı askerlerin kapıları tekmeleyip, evlere daldığı, Afganların onurunu hiçe saydığı uygulamalar, Taliban’ın çok işine yaramış. Halk, Taliban’ın arkasında. Şimdi şeriat kanunlarını uygulamaya devam ediyorlar. Hırsızların ellerinin kesilmesi, zina yapanların recm ile yani taşlanarak öldürülmesi uygulamaları, Kandahar’da aynen devam ediyor. Kentte sadece dört yargıç var. Savunma avukatı ise hiç yok.
Güneydoğu valileri Afganistan’da
Uluslararası güç 2010 yılında yeni bir strateji benimsedi. Amaç basit: “Afganistan’da halkı kazanmak…” Bu konuda sivil önlem alınıyor. Yabancı askerlere ek olarak, bir de ‘siviller ordusu’ gönderiliyor: Tarım uzmanları, öğretmenler, valiler, doktorlar, yargıçlar, polisler. Nedir bu yeni stratejinin unsurları? İlk madde, Afgan ordusu ve polisinin oluşturulması. Koalisyon güçlerinin eğittiği Afgan ordusundaki asker sayısı, 170 bine ulaşmış. Polis sayısının da yıl sonunda 140 bine ulaşması amaçlanıyor.
Afganistan’da yeni strateji çerçevesinde üzerinde durulan ikinci unsur, aşiret sistemi. Koalisyon güçlerinin en üst düzey sivil temsilcisi İngiliz Büyükelçi Marc Sedwill, konuyu özetliyor: “Asıl sorun yerel aşiret reislerinin polis üzerindeki etkisinden kaynaklanan siyasi bir sorun. Bunu ortadan kaldırmalıyız. Aksi halde, yine aynı kısır döngü içine gireriz. Taliban gelecekte yine bölgeye geri dönüp, etkisini kurabilir.” Koalisyonun askeri sözcüsü Kanadalı General Temblay da benzer şeyler söylüyor: “Eskiden bunlara ‘milis’ diyorduk. Artık adları aşiret güçleri. Amacımız, bu durumu Afgan ordusu lehine tersine çevirmek.” Türkiye de katılıyor bu ‘aşiret etkisinin kırılması’ mücadelesine. Hem de Güneydoğu’da görev yapmış valileri ve kaymakamları ile. Büyükelçi Mark Sedwill açıklıyor durumu: “Buradaki Türk Büyükelçisi, Türkiye’nin güneydoğusunda, pek çok güç odağının bulunduğu bölgede görev yapan valileri buraya getiriyor. Buradaki valileri eğitmeleri, onlara koçluk yapmaları, onlarla tecrübelerini paylaşmaları için…” Afganistan’daki yeni stratejinin özü, ‘halkı kazanmak’. Bir başka politika değişikliği ise, Taliban hareketini ‘bölünmez bir bütün’ olarak görme eğiliminin sona ermesi. Artık Taliban’ı ‘ılımlılar’ ve ‘aşırılar’ diye ayırma eğilimi hâkim. ISAF’ın yeni politikası, ılımlı Taliban’a, yani sadece güvenlik, işsizlik, tehdit gibi nedenlerle harekete katılan lara, yeni iş olanakları Taliban’dan koparmak.
Kâbil’de biraz umut
Ve Afganistan’dan hafızalarımıza kazınmış son klişe görüntü; tepeden tırnağa örtülü, burkalı kadınlar. Kadının durumu hâlâ büyük sorun. Ancak küçük de olsa bazı ilerlemeler var. Örnek, başkentteki meslek okulları. Bu okulların öğrencilerinin yüzde 30’unu kızlar oluşturuyor. Hatta araba tamirciliği-motor bölümünde bile çıkıyor kız öğrenciler karşımıza. Onlardan biri, Zahiva Qadevy 17 yaşında. “Neden motor?” diye soruyorum, “Arabaları çok seviyorum” diye yanıtlıyor. “Zor olmayacak mı bir kadın için araba tamirciliği?” Yanıt çok kesin: “Hayır!” Ve en kritik soru: Okula gitmesi çevresinde nasıl karşılanıyor? “Ben şanslıyım” diyor Zahiva, “Anlayışlı bir ailem var.” İnşaat bölümünde, öğrenciler bir maket üzerinde çalışıyor. Aralarında, başörütüsü üzerine iş başlığı takan kız öğrenciler de var. Yaklaşıp soruyorum; “Ne yapıyorsunuz?” Yelda Javiel yanıt veriyor; “Depreme karşı yapı güçlendirme teknikleri üzerinde çalışıyoruz. Bu maketi de bunun için inşa ettik”. Ona da, Afganistan’da bir kadın olarak çalışma hayatını soruyorum. Yanıt aynı; “Benim ailem çok anlayışlı. Babam okumama da, çalışmama da izin veriyor” diyor Yelda. Ve biraz da övünerek ekliyor;?“İki kız kardeşim de okuyor. Biri politeknik üniversitede öğrenci, diğeri lise öğrencisi…”
Son durak enformasyon teknolojileri sınıfı. Hayret! Kız öğrencilerin sayısı neredeyse erkek öğrenciler kadar. Soru sorduğumuzda, İngilizce yanıt veriyor öğrenciler. Kızların bir kısmı, fotoğraflarının çekilmesini istemiyor. Ve bir başka okul; ‘Turkuaz dağlar’ adını taşıyan tarihi bir binada faaliyet gösteren okulda, eski Afgan el sanatları yeniden canlandırılıyor; kaligrafi, tahta oymacılığı, mücevher tasarımı ve yapımı…
Yine kız öğrenciler ön saflarda. Kimisinin elinde kalem, mücevher tasarımı yapıyor, kimisi güzel yazıyı öğreniyor. Kimisi ise, keskilerle tahta oyuyor. Nihayet umut veren, nefes aldıran manzaralarla da karşılaşıyoruz. Kim bilir belki yakında bir gün, Afganistan’dan aklımızda sadece bu manzaralarla, görüntülerle ayrılmak mümkün olur.
AFGANLAR SADECE ONLARA GÜVENİYOR
Kâbil’de Türk komutasındaki bölgede durum çok farklı. Amerikalı askerler hiçbir yaya Afganı zırhlı da olsa, araçlara yaklaştırmıyor; Türk askerleri ise yavaşlayıp, hal hatır soruyor.
Amerikalılar çelik yeleksiz burunlarını üsten dışarı çıkarmıyorlar; Türk askeri Afganların arasında üzerinde çelik yelek olmadan geziyor. Sokaklarda çocuklara şekerleme, oyuncak dağıtıyor, davet edildikleri evlere girip, Afganların ikram ettiği çayı içiyor.
Böyle olunca da, Afganistan’da Türk askerine bakış farklı oluyor. Bunu ülkedeki tüm uluslararası koalisyon gücünün komutanı Amerikalı General McChrystal da anlamış. Kâbil Bölge Komutanı Tuğgeneral Levent Çolak’la yaptığı görüşmede açık açık söylemiş;?“Biz de artık Türk askerini, onun Afgan halkına yaklaşımını örnek alacağız.”
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|