HAYAT YENİDEN BAŞLAR YETER Kİ İSTE



Onu ‘hep aynı’ bilirdik. Tanıdığımızdan beri değişmemişti. Sabah 10.00’da Sait Halim Paşa Yalısı’na geldiğinde, “Tam da düşündüğümüz gibi…” sesleri yankılandı içimizde. Saat 21.00’i gösterdiğinde, ön yargılarımız yerini “Vay be!”ye bırakmıştı. Karşınızda kendini tekrar yaratan, yepyeni, seksi
bir Göksel var.

ışıl CİNMEN icinmen@doganburda.com
fotoğraf: JAMTUL / styling: SELİN SEHERYILDIZI

FOTO GALERİ - TIKLAYIN

Yeni albümde nostalji var. Ama şimdi Göksel’in geleceğini düşünelim. 60 yaşındaki Göksel’i.
İleride daha güzel şeyler olacak gibi hissediyorum, çünkü değişiyorum. Eskiden kendi arzularımı hep daha geride tutardım. Etrafımdakileri kendimden daha fazla düşünürdüm, insanlar incinince çok üzülüyorum çünkü. Artık anladım ki, ben mutlu olunca, onlar da oluyor. İstemediğim zaman “Hayır” deyince, her şey sırayla düzeliyor. “Fazla sorun çıkarma, idare et”le büyüdüğümüz için usluyuz. Artık o kadar uslu olmamaya çalışıyorum. 35’ten sonra bu tip sorunlarla daha kolay başa çıktığımı fark ettim. Özgürleştim, bedenimi daha çok beğenmeye başladım, işimi daha iyi yapmaya başladım. Daha mutlu bir kadın haline geliyorum.

Herkesin kafasındaki ‘iyi kadın’ imajına ne olacak?
İyi bir insanım, ama insanların kafasındaki, ‘Göksel melek’ten de hoşlanmıyorum; çünkü tedirgin oluyorum. Sonuçta ben de insanım, o kadar da iyi değilim. Bugüne kadar daha korumacıydım çünkü yanlış algılanmak istemiyordum. Tenimle ya da bedenimle değil, sesimle dokunmak istiyorum insanlara. Biraz meşakkatli benim yolum. Ama artık daha dışa dönük olduğum bir dönemdeyim. Kadınlığımı daha çok sevdiğim bir zamandayım, “Beni yanlış anlayacaklar” gibi bir korkum yok.

Londra’da kaldığınız dönemin de payı var mı bu değişimde?
Orası beni yeniledi. Biraz tuhaftı; burada tamamen başka bir hayata sahipsin, oraya gidiyorsun ve puf! Sadece öğrencisin. Hayatımın küçülmüş olması bana iyi geldi. Metroya yürüdüm, okula toplu taşıma aracında gittim, sabah 9.00’da uyandım! Çocukluk günlerime döndüm. Öğrenme duygusunu unutuyorsunuz ya zamanla, onu hatırladım. Kendimi Lost’ta gibi hissediyordum, ‘gerçek’ hayatımdan kopup, tanımadığım insanlarla buluştum.

Buradan kaçtınız yani...
O ara hayatımda ciddi değişiklikler oluyordu. Evimden, eşimden, plak şirketimden koptum. Hepsini bıraktım. Ün, insanın özgürlüğünü elinden alan bir şey. Ve özgürlük, benim en çok özlediğim duyguydu. Londra’ya gidişim, özgürlük arayışımdan kaynaklanan bir yolculuktu, İngiltere’de özgür hissettim.

Ne kadar kaldınız?
Birkaç ay. Bana bıraksalardı daha kalırdım. Aslında başka başka ülkelere gidip, şarkı yazmak istiyordum. Hemen albüm yapmak istemiyordum. Plak şirketime bu düşüncelerimi söylediğimde, “Ara albüm yapalım o zaman” dediler. Sonra, ‘Hayat Rüya Gibi’ için o kadar titizlendik ki, ara albüm değil, tam bir ana albüm oldu. O zamandan beri hiç durmadım; sanırım, ne yaparsam yapayım, bir tarafım bu hayatı çok seviyor.

“Evlilik, bir yerden sonra tıkanıyor”

Evli olmak zor mu?
Ben beceremedim galiba. Becerebilenler var mı, yoksa herkes kendini mi kandırıyor bilmiyorum. Hiç kolay bir şey değil evlilik, hiç değil. 40 sene evli kalmış insanlara, biraz da hayranlıkla bakıyorum. Çünkü birbirinizin her şeyine tanık oluyorsunuz, senelerle ‘bir’ haline geliyorsunuz. Yalnızlık yok, paylaşıyorsunuz. Ama o ‘bir’ olmak bir taraftan da çok korkutucu. Çünkü nefes de alamayabilirsin. Bir yerden sonra tıkanıyorsun.

Kaç sene sürdü?
Dört sene evli kaldım. Ben ve birçok kadın da öyle; biriyle ciddi bir birlikteliğimiz olduğunda yalnızlığı, yalnız kalınca da biriyle beraber olmayı istiyoruz. Çağımızın hastalığı mı desem... Bir önceki nesil, bu kadar çok şeyi sorgulamıyordu. Ama bizim kadar seçenekleri de yoktu.

Tek eşlilik, seçeneksizliğe bağlı belki de.
Bazı insanlar için mümkündür belki, ama o noktada da toplumsal baskılar, öğrenilmiş kurallar ve bastırılmış duygular işin içine giriyor. Yine de her zaman, harekete geçmemek ve bir şey yapmamak seçeneği elinde. Ben bugüne kadar kimseyi aldatmadım. Biriyleyken başka biriyle olmak kötü ve üzücü, ama daha kötüsü, en yakınına yalan söylemek. Bir taraftan da, bir ömür aynı insanla beraber olmak nasıl bir şey? O da ayrı konu.

Erkekler hakkında ne öğrendiniz
Çocuk olduklarını öğrendim. Hiç de büyümüyorlar. Türkiye toplumu, olgun erkek yetiştiremiyor. Çok az, belki… Çocukluklarından itibaren, aşırı anne ilgisiyle büyütülüyorlar ve Türkiye’de erkek figürü çok önemli. Bu çatışma, belki onların tam bir yetişkin olmalarını engelliyor. Egoları çok yüksek. Ama bizden daha saflar. Kadınlar doğum yapabildikleri ve neslin devamını sağlama görevini doğaları gereği üstlendikleri için, daha zekice hareket ediyor. Erkekler, sarsak çocuklar gibi dolaşıyor etrafta.

Çocuk?
O konuyla ilgili kafam o kadar karışık ki… İstedim, zaman zaman istiyorum. Kardeşim doğum yaptı; ona bakıyorum, “Allahım, birisi için bu kadar fedakârlık yapmak ne olağanüstü bir şey!” diyorum. Çok zor ama. Benimki gibi bir hayatın içinde yapmak daha da zor. Bazen diyorum ki, herkes çocuk sahibi olmak zorunda değil, bazen de diyorum ki, mutlaka olmalı.

“Hepimiz sıkılıyoruz adamlardan”

Ben babadan bağımsız düşünüyorum çocuğu, ‘bekâr anne’ olmak daha kolay bile olabilir.
O noktaya gelebildiysen çok iyi, ben henüz oraya gelemedim. Çocuğumun babası olmasını istiyorum hâlâ. O yüzden sperm bankası olayları da bana çok doğru gelmiyor. Dünyaya getireceğin biri adına karar vermiş oluyorsun çünkü. “Senin baban yok, kim bilmiyorum!” diyeceksin. Belki bu, psikolojik olarak çok ağır bir yük olacak ileriki yaşlarında. Beni korkutuyor, biraz da bencilce geliyor. Belki o çok isteyecek babası olmasını. Gerçi, böyle konuşuyorum da, bakarsın beş sene sonra fikir değiştirebilirim (gülüyor). Zaten sağlıksız bir baba olacağına, belki de hiç olmaması daha iyi.

Hem sağlıklı, hem de sıkılmayacağımız biri olmalı.
Hepimiz sıkılıyoruz adamlardan, çok fena durum. Biz giderek evriliyoruz. Çok güzel kızlar var artık, eğitimli kadınlar. Etrafımdaki tüm kız arkadaşlarımla bu sorundan konuşuyoruz. Neden böyle acaba? Anlayamıyorum. Kadınlar kendilerini geliştirdikçe, erkekler yerlerinde sayıyor sanki. Kadınlar kendilerine bakıyor, iyi görünüyor, kendilerini geliştiriyor, dünyayı görmek istiyor. Erkekler giderek eve kapanıp, yemek yiyip, maç seyredip, göbekli, hımbıl bir şeye dönüşüyor. Şimdi sen şikâyet ediyorsun, ama sonraki yaşlarda daha zor olacak. Senin yaşındaki insanlar birer amcaya dönüşmüş olacak. Durum böyle. Kimse âşık olamıyor.

En azından müziğe âşıksınız. Boğaziçi’nden sahneye geçiş nasıl oldu?
Felsefe okuyordum, iyi de bir öğrenciydim. Ama hep şarkı söylüyordum. Kendime şu soruyu sordum: “Felsefe bölümü mezunu olarak ne yapmak istiyorum?” Cevabım ise: “Ben şarkı söylemek istiyorum” oldu.

Kaçıncı sınıfta bıraktınız?
İkinci senede. Okulu bırakmayabilirdim; bir şeyi yarım bırakmış olma duygusundan hâlâ rahatsızım. Zordu, ama yine de ikisi bir arada gidebilirdi. “Neden böyle yaptım?” diye düşünüyorum bazen. Ünivesite mezunu olmak, donanımlı olmak çok önemli.

“Ünlü insanların çoğu yalnız”

Kararı verdiniz. Kapıyı kim açtı?
Ben açtım. O kapıyı aralamak dahi kolay değildi. Çok itekledim. Başkası açınca bir yerde tıkanıp kalırsınız, ileriye gidemezsiniz. Elbette zaman zaman kapılarını çaldığım insanlar oldu. Mesela Onno Tunç, mesela Sezen Aksu. Başladığımda bir sürü güzel şarkı söyleyen insan vardı, ama devam etmediler. Devam etmek, tutkuyla ilgili. “Evet, bu zor bir iş, ama çok istiyorum. O yüzden zorlukların üstesinden gelebilirim” diyecek kadar tutku gerekiyor. O zaman oluyor.

Sahnedeyken, o kalabalığı “Göksel” diye bağırırken duymak nasıl bir şey?
Normal hayatımda utangaç bir insanım, ama demek ki, bir tarafım da kendini çok göstermek istiyor ki, sahneye çıkıyorum. Sahnedeyken, saklanmaya çalışan o kız çocuğu yok oluyor, utanmıyorum. O insanlar beni özgürleştiriyor. En gerçek, en maskesiz halim sahnede, yüzümdeki onca boyaya rağmen. Ve en çok o halimi seviyorum. Orada seksi hissediyorum, cesur hissediyorum ve güçlü. Yalnız bir kadın olmak güç ister. Ben cesaretimi ve gücümü sahneden alıyorum.

Erkek şarkıcıların hayranlarının neler yaptığını biliyoruz. Kadınlarınkiler neler yapıyor?
İç çamaşırı fırlatmıyorlar neyse ki! (gülüyor) Kadın şarkıcıların erkek hayranları daha edepli oluyor. Bir tanesi asla baş edilemeyecek miktarda güller yolluyordu her gün. Bazıları çok hoşuma gidiyor, çünkü gerçek bir duygu yakalıyor. Şanlıurfa’dan biri bir şey yazıyor, “Beni ne kadar iyi anlamış” diyorum. Sadece telefonlardan rahatsız oluyorum, hiç tanımadığım insanlar arayınca... Rencide etmek de istemiyorsun, ama kim tanımadığı bir insanla konuşmak ister ki?

Ünlü insanların genel ego problemleri, sizde de var mı?
Sahneye çıkan insanın egosu mutlaka yüksektir. Hepimiz biraz narsistiz, orası kesin. Riskli bir boyuta da gidebilir, çünkü iyice bencilleşebiliyorsun. Çıldırma noktasına gelecek kadar bencilleşen insanlar tanıyorum. Dünyayı sadece kendinden ibaret sanacak kadar gerçeklikten sapma gibi bir tehlike söz konusu.

Sizin için öyle görünmüyor.
Ben, yapı itibariyle çok meyilli değilim; normal sürdürüyorum hayatımı. Bunları dışarıdan gözlemleyip kendim için önlem alıyorum. Ama ünlü olmanın en büyük dezavantajı, gerçeklik duygusunu kaybetmek, bencilleşmek ve sonunda tabii ki de yalnız kalmak. Ünlü insanların pek çoğu, bir hayli yalnız. Çoğunlukla, sonsuz kalabalık bir sahneden inip, sonunda yalnız evinize gidiyorsunuz.

Yaşadığınız dönüm noktalarından sonra sonuç ne?
Hayatımda iki defa büyük değişiklik yaptım. Birincisi okulu bıraktığım dönem. İkincisi de, iki sene önce yaşamımı sorguladığım ve yeniden başlama kararı aldığım, boşandığım, plak şirketimi değiştirdiğim dönem. Böyle zamanlarda hayatla kumar oynarsın. Kötü de olabilir, iyi de olabilir. Endişeler, korkular, yalnızlık duygusu üzerine gelir. Ama sonra iyi olur. İkisinin sonucunda da çok daha mutlu hissettim. Her kötü dönemden, yeni bir senle çıkabilirsin.


#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  ÖZEL


KORKUSUZ KADININ HİKÂYESİ
Üzerinde, siyah kısa kollu tişört, siyah pantolon, siyah botlar vardı. Yüzü deforme olmuştu. Kaza geçirdiğini düşündüm.
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright Tempo Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul