
“Türk halkı eğlenmeyi bilir” diyenlere sesleniyoruz: “Buyrun sizi Güney Afrika’ya alalım.” J&B’nin muhteşem partisi ile daha da hareketlenen Cape Town’da eğlence, hayatın sıradan bir parçası. 17 yıl öncesine kadar, siyahların geceleri dışarı çıkmasının yasak olduğu şehir, yıllar süren karanlığı, şimdi rengârenk evleriyle unutmaya çalışıyor. Siyah Afrikalıların dans etmesi için ellerinizle ritm tutmanız yeterli. Acaba acılarını unutmaları gerçekten bu kadar kolay mı?
Ayşegül savur / asavur@doganburda.com
Sakince “Beni üç kere kaçırdılar arabalarına tıkıp…” dediğinde, nefesimin kesildiğini hatırlıyorum. Ama Amerika’da tanıdığım Güney Afrikalı arkadaşım Rose için bu gayet doğaldı. “Ne oldu peki sonra?” diye sordum merak ve korkuyla. “Ne olacak, paramı veriyorum her seferinde. Onlar da bırakıyorlar” dedi. Johannesburg’da yaşayan İngiliz kökenli arkadaşıma göre korkulacak bir şey yoktu, ama ne zaman “Güney Afrika” dense aklıma bu hikâye gelir. O yüzden Cape Town’un tüm cazibesine rağmen, beni tedirgin etmediğini söyleyemem.
Epey uzun bir yolculuğun ardından ulaşıyorsunuz bu şehre. İstanbul’dan önce Johannesburg’a uçuyorsunuz. THY’nin uçağı orada yolcularını indirdikten sonra Cape Town’a gitmek için yeniden havalanıyor. Toplam 12 saatlik bir yol.
Cape Town’a havadan baktığımda dümdüz bir şehir gördüm. Neredeyse hiç yüksek bina yoktu. Henüz bozulmamış, doğal bir görüntü… Sonunda gökkuşağı ülkesine adımımızı attık.
Pasaport kontrolünden çıkar çıkmaz, karşılıklı iki sıra halinde dizilmiş, durmadan “Hoş geldiniz” diye şarkı söyleyip, dans eden Afrikalı gençler tarafından karşılandık. J&B tarafından görevlendirilen bu gençlerin enerjik ve eğlenceli karşılaması, yol yorgunluğunu anında bitirdi.
Teneke kasabalar
Bilirsiniz, havaalanından şehir merkezine giden yol üzerinde gördükleriniz –ilk kez geliyorsanız- o şehir ile ilgili ilk izlenimlerinizi edinmenizi sağlar. Havaalanından, Cape Town’un merkezine giderken gördüklerimiz ne yazık ki pek iç açıcı değildi: Teneke kasabalar! Bunları bizim gecekondulara benzetebiliriz. ‘Tin town’ denen bu yerleşim alanları gerçekten de kasaba kadar büyük. Tenekeleri, tüm bu yoksulluğa ve çaresizliğe inat rengârenk. Bu küçücük, korunaksız barınaklara bakarken insanların buralarda nasıl kaldığına hayret ettim. Tamamında siyahlar yaşıyor.
“Orası siyahların barı”
Cape Town önce, dansçı gençlerle “Ne eğlenceli insanlar” dedirtti, sonra teneke kasabalarla içimizi burktu. Sonra otelimizin girişinde bizi başında disko topuyla karşılayan, sapsarı takım elbisesiyle sürekli dans eden J&B Discoman’la yeniden gülmeye başladık. Ne tuhaf bir ortam. 12 yıldır Cape Town’da yaşamasına rağmen Karadeniz’in deli fişek kanından zerre kaybetmemiş rehberimiz Barbaros Kutoğlu’nun dediğine göre, bu tezatların hepsi iç içe geçmiş burada. Mesela teneke kasabalarda öyle insanlar yaşıyormuş ki şaşırırmışız. “Bu otelde çalışanların arasında bile olabilir” dedi.
Otelimiz kısa sürede kalabalıklaştı. Dünyanın dört bir yanından gazeteciler ve J&B’nin çekilişini kazanan talihliler burada. Hepimiz, merakla Castle of Good Hope’da yapılacak ve ‘yeni nesil parti’ olarak tanıtılan büyük eğlenceyi bekliyoruz. Bundan önce Cape Town’un gece hayatına baktık tabii. Şehir merkezindeki en hareketli yer, Long Street. Hem yerel Afrika barları var; hem de ülkenin beyaz nüfusunu gaza getirebilecek yerler… İlk gittiğimiz yer, nedense Irish Pub’tı. Canlı müzik yapılan mekâna gelenler çoğunlukla beyaz olmakla birlikte, en çok eğlenenler kesinlikle siyahlardı. Yaşlarının 60 civarında olduğunu tahmin ettiğim iki siyah kadının, gençlerle yaptıkları dansları ömrümce unutmayacağım. ‘Yaşama sevinci’ diye buna denir. Nelson Mandela’nın, ülkenin ilk siyah devlet başkanı seçildiği 1994’e kadar siyahların girebileceği yerlerin keskin kurallarla belirlendiği Güney Afrika’da artık bu ayrım yok. Ama Long Street’te yine “Orası siyahların barı” cümlesiyle karşılaşıyorsunuz. ‘Siyahların barları’nda yerel müzikler ve tabii ki Afrika dansları yapılıyor.
Teknolojik parti
Bir günümüzü safariye ayırdıktan sonra, günlerdir beklenen parti için hazırız. J&B ‘Start a Party’ sloganıyla dünyanın dört bir yanında yaptığı partilerle meşhur. Ben gidemedim ama katılanlar, Kapadokya’da ve Beyrut’ta düzenlenen partileri hâlâ unutamadıklarını söylüyor. Dolayısıyla Cape Town’daki parti için beklenti büyük.
Partinin düzenlendiği Castle of Good Hope (Ümit Burnu Kalesi), Güney Afrika’nın koloni döneminden kalma en eski yapısı. Hollanda sömürgesi olduğu dönemde 1666-1679 yılları arasında inşa edilmiş. Oscar törenine giden yıldızlar edasıyla kaleye doğru yürümeye başladık. Kameralar, fotoğraf makineleri… Etrafta poz veren insanlara bakıp “Herhalde bunlar da Güney Afrika’nın celebrity’leri” dedim.
Kalenin içinde ışık oyunları ve elektronik dans gösterisi yapan bir grupla karşılandık. Kocaman avlunun ışıklandırılması titizlikle yapılmış; insan, daha burada yürürken, dev bir partiye adım atmak üzere olduğunu anlıyor. İçeri girince bir başka sürpriz ile karşılaştık. Bir makinenin karşısına geçiyorsunuz ve yüzünüz tam olarak odaklandığında fotoğrafınız çekiliyor. Yüzümü odağa yerleştirebildim mi diye bakınırken çekildiği için komik oluyor fotoğraflar. Bunun ne işe yaradığını ilk başta anlamadık. Partinin sitesine eğlenceli fotoğraflarımız konacak sandık. Meğer alakası yokmuş. Yukarı çıkınca bir başka makinede kendi fotoğrafınızı buluyor ve kendinize bir avatar yaratıp, kostümünüzü seçip bir dansçıya dönüşüyorsunuz. Partinin en eğlenceli kısmı bu eğlenceli animasyonları izlemekti. Yeni nesil partinin bize sundukları bu kadarla kalmadı. Partiye gelmeden önce dağıtılan memory stick’lerle bir data ağacına gidip, kartınızı takıyor ve partiyle ilgili tüm bilgi ve görselleri yükleyebiliyorsunuz. Dünyaca ünlü DJ’lerin performanslarını sergilerken, camekân pistin ışıklandırmasını bir görevlinin elinde dolaştırdığı iPad ile yönetmek de cabası. Benim gibi teknolojiyle hemen içli dışlı olamayan birisi için bu parti, tarihi bir kalede değil de, uzay üssünde düzenliyor gibiydi. Tabii tüm bunlara Afrikalıların bitmek bilmeyen enerjileri ile yaptıkları muhteşem ötesi danslar da eklenince unutulmayacak bir parti çıktı ortaya.
Camps Bay başka bir dünya
Ertesi gün, parti yorgunluğunu atamamış olsam da, şehir turu yapan turistik otobüslerden birine atlayıp şehrin göremediğim yerlerini gezdim. Dünya şöhretlerinin akın ettiği ve bazılarının ev aldığı sosyetik koy Camps Bay’de, gördüğüm kadarıyla siyahlar sadece işçi olarak çalışıyor. Hiçbirinin o lüks evlerden birine sahip olduğunu sanmıyorum. Gördüğüm siyahlar ya güvenlik görevlisiydi ya da çim biçiyordu. Zaten otobüs turunda, sadece kayıtlı sesini dinlediğimiz rehber de sık sık bu ayrımın giderilmesi gerektiği üzerine yorumlar yaptı durdu. Metni kim tarafından yazılıyor merak ettim. Öyle toz pembe bir tur değildi. Ne siyasetçilerin yalancılığı kaldı, ne yerine getirilmeyen sözlerin ne çok insanın hayatını mahvettiği. Yine de Cape Town’a yazın (bize göre kış) gidenler, “Neredeyse pasaportu yırtıp atıp, orada kalıyorduk” diyorlar. O kadar neşeliymiş şehir. Rehberimiz Barbaros da, bu şekilde gidip bir daha geri dönmeyenlerden.
Hayat kendi halinde akıyor Cape Town’da. Acıların üzerinden çok geçmese de eğlenceye, müziğe, dansa iki elle sarılıyor Afrika insanı. Acılara, fakirliğe rağmen, eğlenmenin ayıp değil, büyük bir zenginlik olduğunu düşündürüyorlar. İstanbul’daki gece kulüplerinde kasım kasım etrafı kesen sözüm ona eğlence insanlarının öğreneceği ne çok şey var onlardan.