MALUMAT

Seni leylekler mi getirdi yavrum?

Bu aralar gökyüzüne sıkça bakın. Çünkü göçmen kuşların zamanı. Belki havada leylek görürsünüz. Belki de bu sayede çocuğunuz olur ya da yıl boyunca seyahat edersiniz. Leyleklerin yüzyıllardır neredeyse tüm kültürlerde aileyi koruyan, şans getiren bir sembol olması tesadüf mü?

Ayşegül Savur Özgen

Hikâye klasiktir: Anne-babasına “Ben nasıl doğdum” diye soran, gerçeği anlatmanın sakıncalı bulunduğu yaşlardaki çocuklara “Seni leylekler getirdi yavrum” denir. İnternetin, akıllı telefonların, tabletlerin içine doğan yeni nesil çocukları artık bu şehir efsanesiyle kandırabilir misiniz bilmiyoruz ama bu cümlenin eski masum günleri hatırlattığı bir gerçek. Üstelik sadece bizim ülkemizde değil. ‘Bebekleri leyleklerin getirdiği’ eğlenceli bir evrensel yalan.
Nereden çıktığı hakkında net bilgi olmasa da, eski kültürlere, mitolojik hikâyelere bakınca ortak noktalar, benzerlikler göze çarpıyor. Örneğin Yunan mitolojisine göre tanrıça Hera, rakibini bir leyleğe dönüştürür. O da intikam için Hera’nın bebeğini çalmaya kalkışır.
Mısır mitolojisinde de insan ruhu genellikle leylekle temsil edilirdi. Leyleğin dönüşü, ruhun geri dönüşü anlamına gelirdi ki, bu da insanın yeniden canlanması olarak yorumlanırdı. Eski İskandinav kültüründe de leylek, aile değerlerini ve bağlılığı temsil etti.
Bazı başka mitolojik hikâyelere göre de leylek, sadakatin ve tek eşli evliliğin simgesidir. Çünkü leylekler her yıl aynı yuvaya dönme ve genellikle aynı eşle çiftleşme eğilimindedirler.
Leylekler Çin, İsrail ve birçok Avrupa ülkesinin folklorunda da önemli yer tutar. Ama çocuk getirdiklerine dair hikâyelerin yüzlerce yıl önce Almanya’da doğduğuna inanılır. Leyleklerin doğumla ilişkilendirilmesinin başlıca nedeni, bu kuşların göçmen olmalarından kaynaklanıyor. Çünkü beyaz leylekler sonbaharda güneye doğru uçmaya başlayıp, dokuz ay sonra kuzeye geri dönerler. Leyleklerin güneyden Avrupa’ya göçü mart-nisan aylarında başlar. Yazın başlangıcı olarak kabul edilen 21 Haziran gecesi ise Pagan kültüründe evlilik ve doğurganlık bayramıdır. Bu dönemde birçok evlilik gerçekleştiği için, mart-nisan aylarında gelen leyleklerin, haziran civarında çiftleşenlerin bebeklerini getirdiğine dair bir inanış doğmuştur. Pek çok kültür ve mitolojiden beslenen leylek ve aile hikâyeleri ile bebekleri leyleklerin getirdiğine dair tatlı yalan bugünkü popüler halini almıştır.
Leylek ve bebek ilişkisi o kadar kuvvetlidir ki, bazı ülkelerde pencerenin önüne şeker konunca leyleklerin bu ailenin bebek istediğini anlayacağı ve yardım edeceği düşünülürdü. Leyleklerin iyi şans getirdiğine de inanıldığı için bir evin üzerinde yuva yapması, o evdeki çiftin yeni bebek sahibi olacağı şeklinde yorumlanırdı. İster bebek, ister evlilik, ister şans, ister seyahat.... Leylekler hep güzel, olumlu şeyleri temsil ediyor. O yüzden başta da dediğimiz gibi kafanızı gökyüzüne doğru çevirip, bu güzel kuşlara bir selam göndermeye çalışın. Belki size de bir yardım eli uzatırlar.

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı OCAK 2016

Görsel kültürün ‘kara kutu’su ile 90 yıl

Salonların en has objesi, kitlesel iletişimin devrimci icadı televizyon, 1926’da halka tanıtıldı. O günden bu yana, iletişim dünyasında çok şey değişti. Ama o internete ve mobil iletişim cihazlarına rağmen tahtında oturmayı sürdürüyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2015

Erotizm Bitti mi?

Yüksek kültür ürünü, gizemli hazların toplamı erotizm, tarih boyunca insanlığın çiğ arzularını, karanlık fantezilerini şiire, tabloya, romana, filme dönüştürdü. Ama çoktandır gizemli erotizmin yerini pornografinin 'kullan-at' çıplaklığı almış durumda. İnsan, popüler kültürün geldiği noktaya bakınca sormadan edemiyor: Sahi, erotizm nereye gitti?

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EYLÜL 2016

Ercan Kesal: “Sinemanın atına bindim, kırbacım edebiyat...”

Ercan Kesal hekim, aktör, yazar, senarist ve düşünür. Hem hümanist hem de politik bir damardan besleniyor. Baştan aşağı Anadolulu. Bir o kadar da evrensel. Avanos’tan Cannes’a uzanan yolculuğunda bıraktığı izleri, ilgi ve gururla takip ediyoruz. Son kitabı ‘Cin Aynası’ da bu izi sürüyor. Kitap, 45 anı-öykü-denemeden oluşuyor. Parça parça ama çok bütün. Çoktan çizilmeye başlanmış bir haritayı takip ediyoruz. Kesal’ın diğer tüm işlerine benziyor: Nadir bulunan, lezzetli ve olgun bir meyve gibi. Buyrun yeni kitaba çok da açıktan dokunmayan, ama tamamen ona dair bir söyleşi.

DEVAMINI OKU